" Alıntı Makaleler " Henüz yorum yapılmamış.

 

 İdealist Bir Toplum

İdeal tuğlaları perçinleyen, birleştiren harç gibi bir milleti yek-vucut hale getiren, hareketli ve üstün kılan tek şeydir.

Son model bir arabanız var, fakat gidecek bir yeriniz yoksa arabanızın varlığı hiçbir şey ifade etmez.
Resim yapma kabiliyetiniz var, fakat resim yapma arzunuz yoksa, bu kabiliyetin sizde var olmasıyla, yok olması arasında fark yoktur.
İnsanları harekete geçiren daima amaçlardır, araçlar değil. Araçlar daima amaçlar için vardır. Amacın, idealin olmadığı yerde en mükemmel araçlar, bütün üstünlüklerine rağmen işe yaramazlar.
Oyuncuların, topun ve seyircilerin olduğu bir futbol maçında kaleleri, basketbolda potaları kaldırırsanız neler olur?
Bu gün fertler için amaç köşeyi dönmek, aileler için amaç, çocuklarını üniversiteye hazırlamaktır.
Millet olarak bizi harekete geçirecek milli bir amacımız/amaçlarımız, ideallerimiz var mı?
Ben şahsen, millet olarak bize lazım olan bütün “araçlara” sahip olduğumuza inanıyorum. Fakat bu “araçları” işe yarar hale getirecek “amaçlara” sahip miyiz? Hayır.
Amaçsız oluşumuz, araçlarımızı işlevsiz hale getirmektedir. Hatta araçlarımızın varlığından bile kuşku duymamıza sebep olmaktadır.
Millet olarak son yüzyılda kaybettiğimiz en büyük şey, bizi biz yapan ideallerimizdir, araçlarımız değil.
Halkımızın küçük hesaplar peşinde koşması da idealsizlikten kaynaklanmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri şöyle der: “Bir gaye-i hayal (ideal) olmazsa, Yahut nisyan basarsa; Elbette zihinler enelere dönerler, etrafında gezerler.”
Burada zihinlerin “enelere/benliklere” dönmesi ideal olmayışına bağlanıyor. “Ene”lere yönelmiş zihinlerin amaçları yine kendi “ene”leridir.
Osman Gazi’nin bir ideali vardı. Bu ideali onun aşireti de benimsedi. Osman Gazi’nin ideali, Osmanlı ideali oldu. Daha sonra bu ideal imparatorluk ideali haline dönüştü. Bu ideal 400 çadırdan, üç kıtaya yayılmış 20 milyon kilometrekarelik bir cihan devletini netice verdi.
Bu gün Siyonizm’in dünya üzerinde büyük bir güç olduğunu biliyoruz. Fakat unutmayalım ki, Yahudiler üç bin sene boyunca, devletsiz ve dünyanın her tarafında dağınık, sefil bir hayat sürdüler, katliamlara maruz kaldılar. Onları bu perişanlıktan kurtaran ve – nüfuslarının azlığına rağmen – dünyaya hükmettiren Siyonizm ideali oldu.
Ve bu gün bir milyardan fazla Müslümanları perişan eden de idealsizlik.
Bu gün perişan isek, bunun temelinde, idealsizlikten kaynaklanan, millet olarak ne olduğumuzu, ne yapacağımızı, ne yapmamız gerektiğini bilemeyişimiz vardır.
İdeal milletler için sihirli deynek, bakırı altına dönüştüren simyadır.
İdeal tuğlaları perçinleyen, birleştiren harç gibi bir milleti yek-vucut hale getiren, hareketli ve üstün kılan tek şeydir.

Tarihte en büyük imparatorluğu kurarak kendini ispatlamış bu milletin, potansiyel büyük bir gücü var. Muhtaç olduğumuz kudret uzakta değil. Fakat, “Kontrolsuz güç, güç değildir”. Veya “Başkaları tarafından kontrol edilen güç, güç değildir”.
Gücümüzü başkalarının veya kendimizin heba etmemesi, bir ideal etrafında disiplinli bir çalışmayla mümkündür.
Gücümüzü kuvveden fiile çıkaracak olan tek şey “biz”e ait idealdir.
Gücümüzü güç olmaktan çıkaran/çıkaracak olan da idealsizlik.
HİMMETİNİZ YÜKSEK OLSUN!
“Kuş kanatlarıyla, insan himmetiyle uçar” der Mevlana.
Bediüzzaman Hazretleri de “İnsanın kıymeti himmeti nisbetindedir. Himmeti ise hedef ittihaz ettiği şeye göredir” der.
Kimin hedefi büyükse, onun himmeti de büyük olacaktır. Himmeti büyük olanın kıymeti de büyüktür. Tarihteki bütün büyük şahsiyetler himmetleri büyük olan insanlardır. Bu hayırda da, şerde de böyledir. Mevlana himmeti ali olmaya teşvik babında “çalacaksan inci çal” demiştir. Yani düşük ve küçük şeylere himmet etme.
İsa as havarilerle karşılaştığında onlar balık tutuyorlardı. İsa as onlara “benim peşime düşün size insan avlamasını öğreteyim” dedi. Havariler balık tutmayı bırakıp İsa as’ın peşine düştüler ve insan avlamayı öğrendiler. Hıristiyanlık onlar sayesinde yayıldı ve din tahrif edilinceye kadar binlerce insan onlardan hak ve hakikatı öğrendi.
Bir yahudi tarafından hazırlanan “Yeşeren Çöl: İsrail” adlı broşürde şöyle bir olay anlatılır: “Tel-Aviv şehrinin kurulduğu yıllarda bu bölgeyi işgal etmiş bulunan İngiliz kuvvetlerine kumanda eden bir general: “Deve kanatlanıp uçacağı zaman, bu kumlar üzerinde bir şehir kurulur” demişti. Bu gün Tel-Aviv şehrinin meydanlarından birine kanatlı bir deve heykeli dikilmiştir.”
Deve kanatlanıp uçar mı?
Gayretli insanların himmeti “deve”yi uçurabileceği gibi, başka şeyleri de uçurur. Yeter ki siz isteyin.
Bir filozof “Gerçekçi olun ve imkansızı gerçekleştirin” der. Dünya tarihinde imkansız zannedilen, ama gayretli insanlar tarafından gerçekleştirilen pek çok olay vardır.
Himmeti yüksek olanlar, imkansız zannedilen şeyleri gerçekleştirirler.
Himmeti yüksek idealist insanlara ihtiyacımız var.
***
Abdülkerim Ceyli “İnsanı Kamil” adlı kitabında “himmet” hakkında şunları anlatır:
Bil ki, Allahü Tealanın insana bıraktığı en aziz şey: Himmet olmuştur.
Yüce Allah himmet üzerine “Karib” yani, “yakın” ismiyle tecelli etti. Ve ona “Seri-ül Mucib” yani “çabuk icabet eden” ismi ile nazar etti. Adı geçen tecelli ile “Himmet” kalplere uzak olan her şeyi yakınlaştırma istidadı kazandı. Adı geçen nazar sayesinde ise istenen şeyin ele tez geleceğini ifade etti..
İşte, anlatılan bu mana icabı olarak: himmet sahibi bir şeyi niyetine alıp, ayağı üzerine kalkınca, niyet ettiği şeye kavuşur.
Onun işe kalkışı iki şekilde olur:
1. Hale bağlı bir durumdur. Bunun açık manası şudur: niyette tayin edilen şeyin olacağına kesin bir yakin [sarsılmaz bir inanç] sahibi olmak.
2. Fiile bağlı bir durumdur. Bunun da açık manası şudur: himmet sahibinin duruşları ve hareketleri, tüm olarak himmet edip niyetine aldığı şeye uygun olmalıdır.
Durumu anlatıldığı gibi olmayana “Himmet Sahibi” denmez. O yalancı emellerin sahibidir. Yutucu temenniler peşindedir.
Bir ülke arayan gibidir, ama mezbeleden ayrılmaz..
Hali böyle olan bir kimse, aradığını bulabilir mi?
Durumu anlatıldığı gibi olan kimse: kaleme mürekkebe sahip değildir. Yazı usulünü de bilmez. Böylesi nice mektup yazmayı ister? Hem niçin ister?
Bu misaldeki mürekkep: himmet kastının bir şeye yönelmesidir.
Bu misaldeki kalem: arzu edilen şeyin olacağına yakin hasıl olmasıdır.
Yazı usulünü bilmek: niyete alınan iş için güzel amellere girmektir.
O kimse ki, anlatılan vasfa sahip değildir, himmet nedir bilmez. Çünkü himmet namına onda bir şey yoktur…
Sonra himmet nedir hiçbir haberi yoktur.
Ama fiilleri taleb ettiği şeye uygun olan bu anlatılana benzemez.
Özellikle himmet babında ciddi bir çaba harcayana arzu edilen şey en çabuk yoldan gelir.
Özlü bir azme sahip olan anlayışında isabet bulunan kimse, bu himmet işine başladığı, bu denizin derinliğine daldığı zaman ona aid olan yolların sarplığına bakmaz ve oralarda çıkacak tehlikelere aldırış etmez.
İDEAL VERİNİZ, İDEAL!
Bilirim, ideal ne verilir, ne de alınır. Kahraman, sanatkâr, filozof yapılı büyük adamlar, yani adamların en büyükleri, milletin ruh izbesinde saklı iştiyakı, bütün dolgunluğuyla kendi ruhunda duyar, fırlar, haykırır, yığının karanlık hamlesini aydınlatır ve şuurlandırırlar. İdeali olmayan millet yok, fakat idealinin farkında olmayan, neyi seveceğini şaşırdığı için dostunu düşmanından ayırmayan millet çoktur. Fikir ve heyecan planında cephe buhranı, iman buhranı, ideal buhranı, geçiren memleketlerde bütün bu tezatlar ve tereddütler korkunç bir ahlâk buhranı doğurur.
Nerede bir ahlâk buhranı varsa orada bir millî iman ve bir millî ideal buhranı vardır. Neye inanacaklarını şaşırmış nesiller, hayatın illetini de, gayesini de yine hayatın içinde aramaktan ve gününü gün etmeye çalışarak yalnız kendi keyifleri için yaşamaktan başka bir varlık felsefesine inanmaz olurlar. O memleketlerde ispirto, su gibi içilir; zina, bütün zekâ ve estetik zevklerini bastıran hâkim ve üstün bir heyecan kışkırtıcısı haline gelir; kumar, her zengin evinde yeşil çuhası ile postu serer; kadınlar arasında elmas ve süs yarışı alabildiğine kızışır; müthiş kıtlık günlerinde –bile- eğlence yerleri dolup taşar; iltimas, rüşvet, hırsızlık, suiistimal resmî ve hususî hayatta –argoyu mazur görünüz- gırla gider.
Böyle milletlere ideal veriniz, ideal!
İdealden muradım, bir milletin cihan davasındaki iş bölümünde hakikî rolünü ve cephesini hissederek şahlanmış bir kudret iradesi ile tek hedefe doğru bütün enerjilerini birleştirmesi, yekpâre ve yekvücud olmaya doğru hamle etmesidir. Refah, bir millî ideal değildir. Bundan apartman yaptırmak ve çalmak hırsı doğar. Bilâkis millî ideal için refahın feda edilmesi lâzımdır.
Milletlere ideal veriniz, ideal!
“Veriniz”den muradım, ruhların dibinde yatan ve uyuklayan müşterek (yâni millî), sosyal (yâni millî), ferdî isteklerden ve iştahlardan üstün (yâni millî) temayülleri uyandırmak, şuura ve göz kamaştırıcı bir aydınlığa kavuşturmaktır. Kahraman, sanatkâr, filozof yapılı büyük adamlar, yâni adamların en büyükleri buna memurdurlar.
İdeal veriniz, ideal!
(Peyami Safa. Eğitim, Gençlik, Üniversite.s.173. Ötüken Neşriyat. 1978) Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - İdealist Bir Toplum
Yazar: İdris Tüzün

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com