" Peygamberler " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Hz. Muhammed (asm) ne tarz mucizeler göstermiştir?

Peygamberimiz'in (asm) gösterdiği her çeşit mucizeden misaller verebilir misiniz?

Kur'ân MUCİZESİ

Peygamberler gönderildikleri zamana göre en makbul şey ne ise o tarz mucizeler göstermişlerdir. Mesela Hz. İsa (as) zamanında tıp ilmi revaçta idi. Bu sebeple Hz. İsa’nın (as) en büyük mucizesi ölüleri diriltmek oldu. Hz. Muhammed (asm) zamanında ise Arap yarımadasında en revaçta olan dört vardı;
1. Belagat ve fesahat. Yani doğru, düzgün, açık, yerinde ve muhatabına uygun söz söyleme sanatı.
2. Şiir ve hitabet.
3. Kâhinlik ve gaipten haber vermek.
4. Geçmiş zamandan ve kâinatla ilgili hadiselerden haber vermek.
Hz. Muhammed’in (asm) en büyük mucizesi olan Kur'ân-ı Kerim gerek belagat ve hitabetiyle gerek geçmiş ve gelecek hadiselerden ve kâinatla alakalı her şeyden haber vermesiyle kâhinlere, şairlere, hatiplere meydan okumuştur. Hiç biri hiçbir vakit Kur'ân’ın bir tek suresiyle yarışamamış, Kur'ân’a karşı hayret ve hürmetle diz çökmüşlerdir.

MİRAÇ MUCİZESİ

Hz. Muhammed’in (asm) dünya ehline gösterdiği en büyük mucizesi ayı ikiye yarması olduğu gibi semavat (gökyüzü) ehline gösterdiği en büyük mucizesi de miraçtır.
Buhari ve Müslim'de Mîraçla ilgili olarak yer alan rivayetlerin ortak noktalarına göre olay şu şekilde cereyan etmiştir:
Bir gece Resûlullah (asm) Kâbe'de Hicr veya Hatîm denen yerde iken -bazı rivayetlerde uykuda iken veya uyku ile uyanıklık arasında bir halde Cebrail (as) geldi; göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup kapattı. Burak adlı bineğe bindirip Beytülmakdis'e götürdü. Resûl-i Ekrem (asm) Mescid-i Aksa'da iki rekat namaz kılıp çıktığında Cebrail (as), biri süt biri şarap dolu iki kap getirdi. Resûlullah (asm) süt dolu kabı seçince Cebrail(as) "fıtratı seçtin" dedi, ardından onu alıp dünya semasına yükseltti. Semaların her birinde sırasıyla Adem (as), İsa (as), Yusuf (as), İdris (as), Harun (as) ve Musa (as) peygamberlerle görüştü. Nihayet Beytülma'mur'un bulunduğu yedinci semada Hz. İbrahim'le (as) buluştu. Sidret'ül Münteha denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu ve Allah'ın huzuruna çıktı. Burada Cenab-ı Hak elli vakit namazı farz kıldı. Dönüşte Hz. Musa (as), elli vakit namazın ümmetine ağır geleceğini söyleyip Allah'tan onu hafifletmesini istemesini tavsiye etti. Namaz beş vakte indirilinceye kadar Hz. Peygamber’in (asm) Huzur-u İlâhiye müracaatı ve Hz. Musa ile diyalogu devam etti.
(Buhari: Salat,1; Tevhid,37; Enbiya,5; Bed'ül-halk,7; Menakıb,24/ Müslim: İman, 259, 262-263; Fezail,164)
Bir rivayete göre Resul-i Ekrem'e Mîraç'ta Bakara Sûresi'nin son ayetleri indirilmiş ve Allah'a ortak koşmayanların affedileceği müjdesi de verilmiştir. (Müsned,I, 422; Müslim, İman, 279)

AYI İKİYE BÖLME MUCİZESİ

“Kıyâmet yaklaştı, ay yarıldı. Onlar bir mucize görseler yüz çevirir ve bu kuvvetli bir sihirdir derler. Peygamberi yalanlayıp kendi heveslerine uydular. Fakat takdir edilen her şey bir gayeye ulaşacaktır.” (Kamer, 1-3)
Bu ayette de bildirildiği gibi Hz. Muhammed’in (asm) en büyük mucizelerinden biri ayı ikiye bölme mucizesidir. Kâfirlerin bile inkâr edemedikleri bu mucize şu şekilde gerçekleşmiştir:
Bir gün Kureyş'in ileri gelenlerinden Ebû Cehil, Velid bin Muğire gibilerin de içinde bulunduğu bir grup müşrik, Hz. Muhammed’e (asm) gelerek:
“Eğer sen, gerçekten söylediğin gibi Allah tarafından vazifelendirilmiş bir peygamber isen bize ayı ikiye ayır. Öyle ki, yarısı Ebû Kubeys Dağı, diğer yansı Kuaykıan Dağı üzerinde görülsün” dediler.
Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz,
"Şayet bunu yaparsam, îmân eder misiniz?" diye sordu. Onlar:
"Evet, îmân ederiz." dediler.
Ayın bedir haliydi, yani en güzel göründüğü 14. gecesiydi. Kâinatın Efendisi (asm), Allah’ın emir ve iradesi dâiresinde hareket eden aya şehâdet parmağıyla işâret etti. Bu işaret kâfi geldi ve ay ikiye ayrıldı. Öyle ki yarısı müşriklerin istedikleri gibi Ebû Kubeys Dağı üzerinde, diğer yarısı ise Kuaykıan Dağı üstünde iki parça halinde göründü. Hz. Muhammed (asm) orada bulunan halka:
"Şahit olunuz! Şahit olunuz!" diye seslendi.
Bu apaçık mucize karşısında da müşrikler, inat ve inkârlarından vazgeçmediler. Üstelik,
gözleri önünde cereyan eden hâdiseyi elbette inkâr edemediler. İnkâr edemedikleri için de, çıkar yol olarak sihirdir demek zorunda kaldılar!
( Müslim, 8/132 , Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 1/447, İbni Kesîr, Tefsir: 4/262, Tirmizî, 5/398 , Kâdı İyaz, Şifâ: 1/238 )

GELECEKTEN HABER VERMESİ İLE İLGİLİ BİR KAÇ MİSAL

Hz. Hüseyin’in (ra) Kerbela’da katledileceğini haber vermesi:
Hz. Ali’den (ra) rivayet edilmiştir ki; ‘Ya Resulullah (asm)! Sizi üzen ve kızdıran bir kimse mi oldu? Hayır’ dedi. ‘Ama niçin gözleriniz yaşlı?’ dedim. Dedi ki: ‘Şimdi Cebrail (as) yanımdan kalktı, bana dedi ki: Hüseyin (ra) Fırat nehri kenarında katledilecektir" ( Müsned-i Ahmed 1/85, 3/242 ve 256, 6/294)
Hz. Muhammed (asm) bu haberi verdikten elli sene sonra aynen gerçekleşmiş, bu haberin doğruluğu böylece ortaya çıkmıştır.
İstanbul’un Müslümanlar tarafından fethedileceğini haber vermesi:
Kesin doğru bir rivayet ile haber verilmiştir ki; “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fethedecek kumandan ne güzel bir kumandan ve onun ordusu ne güzel bir ordudur.” (Müstedrek-ül Hakim 4/422 Abdullah bin Bişr El-Ganevi’den rivayet… )

YİYECEKLERİN BEREKETLENMESİ İLE İLGİLİ BİR KAÇ MİSAL

Hz. Muhammed’in (asm) Hz. Zeynep’le (ra) düğün cemiyetinde Hz Enes'in (ra) annesi Ümmü Süleym (ra) bir iki avuç hurmayı yağ ile kavurarak, bir kaba koyup Hz. Enes’le (ra) Peygamber'e (asm) gönderdi. Resulullah (asm) Hz. Enes’e (ra) dedi ki; “filan filanı çağır! Hem kime rast gelirsen onu da davet et.”
Enes (ra) da kime rast geldiyse çağırdı. Üç yüz kadar sahabe gelip evini ve Suffa mescidini doldurdular. Hz Muhammed (asm) dedi ki; “Onar onar halka olunuz.” Sonra mübarek elini o az yiyecek üzerine koyup dua etti: “buyurun” dedi. Bütün o üç yüz kişi yediler, tok olup kalktılar.
Enes’e (ra) dedi ki; “Kaldır.” Enes (ra) demiş ki; “Yiyecek kabını koyduğum vakit mi çoktu, yoksa kaldırdığım vakit mi çoktu fark edemedim.”
(Sahih-i Buhari 4/234 ve 235)
Hz. Ömer (ra), Ebu Hureyre (ra), Seleme İbn’il Ekva (ra) ve Ebu Amret El-Ensari (ra) gibi, çeşitli rivayetlerle diyorlar ki:
Tebük savaşında ordu aç kaldı. Resulullah’a (asm) müracaat ettiler. Dedi ki; “Heybelerinizde kalan yiyecekleri toplayınız.” Herkes birer parça hurma getirdi. En çok getiren dört avuç getirebildi. Bir kilime koydular. Seleme (ra) derki; “Toplanan yiyecekler oturmuş bir keçi kadar ancak vardı.” Sonra Resulullah (asm) bereketle dua etti. Dedi ki; “Herkes kabını getirsin.” Koştular geldiler. Ordu içinde herkesin kabı doldu. Hem fazla kaldı. Sahabelerden bir ravi demiş: “O bereketin gidişatından anladım, eğer arz ahalisi gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti.”
(Sahih-i Müslim 1/56, hadis no: 45 ve 1729)

PARMAKLARINDAN ÇEŞME GİBİ SULARIN AKMASINA MİSAL

Hz. Cabir ibn-i Abdullah-il Ensari (ra) beyan ediyor:
“Biz bin beşyüz kişi Hudeybiye savaşında susadık. Resulullah (asm) kırba denilen deriden bir kap sudan abdest aldı, sonra elini içine soktu. Gördüm ki, parmaklarından çeşme gibi su akıyor. Bin beş yüz kişi içip kaplarını o kırbadan doldurdular. Salim ibn-i Ebi’l Ca’d (ra), Cabir’den (ra) sormuş: “Kaç kişiydiniz?” Cabir (ra) demiş ki: “Yüz bin kişi de olsaydı, yine kâfi gelirdi. Fakat biz, bin beş yüz idik.”
(Sahih-i Buhari 4/234, 5/156)

SULARIN BEREKETLENMESİ İLE İLGİLİ BİR KAÇ MİSAL

Muaz ibn-i Cebel (ra) haber veriyor:
Tebük savaşında bir çeşmeye rast geldik. İp inceliğindeki bir kalınlıkta su akıyordu. Resulullah (asm) emretti ki: “Bir parça o suyu toplayınız” Avuçlarında bir parça topladılar. Resulullah (asm) o suyla elini yüzünü yıkadı. Sonra suyu çeşmeye koyduk. Birden çeşme çokça aktı. Bütün orduya kâfi geldi. Hatta bir râvi olan imam ibn-i İshak (ra) der ki: gök gürültüsü gibi toprak altında o çeşmenin suyu gürültü yaparak aktı. Resulullah (asm) Hz Muaz’a (ra) dedi ki: “Bu mucize eseri olan mübarek su devam edip buraları bağa çevirecek, ömrün varsa göreceksin…” ve öyle olmuştur.
(Sahih-i Müslim 4/1784 ve 1785, 7/60)
Buhari, Hz. Bera’dan (ra) naklediyor:
Hudeybiye savaşında bir kuyuya rast geldik. Biz dört yüz kişiydik. O kuyunun suyu elli kişiyi ancak idare ederdi. Biz suyu çektik. İçinde bir şey bırakmadık. Resulullah (asm) geldi. Kuyunun başına oturdu, bir kova su istedi; getirdik. Kovanın içine mübarek ağzının suyunu bıraktı ve dua etti. Sonra o kovayı kuyuya döktü. Birden kuyu coştu ve kaynadı, ağzına kadar doldu. Bütün ordu, kendileri ve hayvanları doyuncaya kadar içtiler, kaplarını da doldurdular.
(Sahih-i Buhari 4/ 234 )

AĞAÇLARIN EMİRLERİNİ DİNLEMESİ İLE İLGİLİ BİR KAÇ MİSAL

Hz. Büreyde (ra) dedi ki: “Biz Resulullah’ın (asm) yanındayken bir seferde bir Arap geldi. Bir ayet yani bir mucize istedi. Resulullah (asm) bir ağaca işaret etti. Ağaç sağa sola meylederek köklerini yerden çıkarıp peygamberin huzuruna geldi. “Esselamü aleyke Ya Resulullah” dedi. Sonra o arap dedi: “ Yine yerine gitsin” Resulullah (asm) emretti. Yerine gitti. O arap iman etti. (Eş-şifa_Kadı İyaz 1/299 )
Taif savaşında Resulullah (asm) gece at üstünde giderken uykusu geliyordu. O halde iken bir Sidre ağacına rast geldi. Ağaç ona yol verip atını incitmemek için ikiye ayrıldı. Resulullah (asm) hayvan ile içinden geçti. Ta zamanımıza kadar o ağaç iki ayak üstünde muhterem bir vaziyette kaldı. (Eş-Şifa_Kadı İyaz 1/301-302)

KURU HURMA KÜTÜĞÜNÜN AĞLAMASI

Çok meşhur olan bu mucizenin çeşitli rivayetleri vardır. Biz sadece bir tanesini söyleyeceğiz.
Mescid-i Şerif’te hurma ağacından olan kuru bir direk vardı.Resulullah (asm) hutbe okurken ona dayanıyordu. Daha sonra minber-i şerif yapıldı. Sonra Resulullah (asm) o minbere çıkıp hutbesini okumaya başladı. Okurken o kuru hurma kütüğü deve gibi inleyip ağladı. Bütün cemaat işitti. Resulullah (asm) kütüğün yanına geldi. Elini üstüne koydu. Onunla konuştu teselli verdi. Sonra kütüğün ağlaması durdu.
(Sahih-i Buhari 2/11, 3/80 )

DAĞLARIN TAŞLARIN ONA SELAM VERMELERİ VE PEYGAMBERLİĞİNİ TASDİK ETMELERİ

Hz. Ali (ra) diyor ki: Resulullah’ın (asm) peygamberliğinin ilk zamanlarında Mekke civarında beraber gezdiğimizde ağaç ve taşa rast geldiğimiz vakit “Essalamü aleyke Ya Resulullah” diyorlardı. (Eş-şifa 1/306-307)
Resulullah (asm) hicret ettiği ve kâfirler takibe çıktıkları vakit Huneyn dağına çıktılar. Huneyn dağı dedi: “Ya Resulullah benden ininiz. Korkarım benim üstümde sizi vururlarsa Allah (cc)bana azap eder. Onun için korkarım.” Sevr dağı seslendi: “Bana gel, Ya Resulullah.” (Eş-şifa_Kadı İyaz 1/308)

ASA VE SOPALARIN KILIÇ HALİNE DÖNÜŞMESİ

Büyük Bedir savaşında Ukkaşe ibn-il Mihsan-ıl Esedi’nin (ra) müşriklerle dövüşürken kılıcı kırıldı. Resulullah (asm) ona kılıcına karşılık kalınca bir değnek verdi. Dedi: “Bununla harbet.” Birden değnek Allah’ın izniyle uzun beyaz bir kılıç oldu. Onunla harbetti. Hayatı boyunca ta Yemame savaşında şehit oluncaya kadar o kılıcı boynunda taşıdı. Şu hâdise kesindir, çünkü Ukkaşe (ra) bütün hayatında onunla iftihar etmiş ve o kılıç “El-avn” (imdat ve yardım kılıcı) namıyla meşhur olmuş. (Eş-şifa_Kadı İyaz 1/222-223 )

ELİYLE ATTIĞI BİR AVUÇ KUMUN KOCA BİR ORDUNUN GÖZÜNE KAÇMASI

“Attığın zaman sen atmadın, ancak Allah attı.” (Enfal, 17 ) Ayetinin sırrıyla Bedir savaşında Resulullah (asm) bir avuç toprak ile küçük taşları aldı, kâfirler ordusunun yüzüne attı.O bir avuç toprak her bir kâfirin teker teker gözüne gitti. Her biri kendi gözü ile meşgul olup hücumda iken birden kaçtılar. Aynı hâdise Huneyn savaşında da gerçekleşmiştir. (Ebu Davud hadis no: 4508 ve 4509)

HASTALARIN VE YARALILARIN ŞİFA BULMASI

Sa’d bin Ebi Vakkas’dan (ra) rivayetle:
Katade İbn-i Nu’man’ın (ra) gözüne bir ok isabet etmiş, gözünü çıkarıp, gözünün akı yüzünün üstüne indi. Resulullah (asm) mübarek şifalı eliyle onun gözünü alıp, eski yuvasına yerleştirdi. İki gözünden en güzeli olarak hiçbir şey olmamış gibi şifa buldu.
(Eş-şifa_Kadı İyaz 1/322)
Hayber savaşında Resulullah (asm) Hz. Ali’yi (ra) bayraktar tayin ettiği halde, Hz. Ali’nin (ra) gözleri hastalıktan çok ağrıyordu. Resulullah (asm) bir ilaç gibi tükürüğünü onun gözüne sürdüğü dakikada, şifa bularak hiç bir şey kalmadı. Sabahleyin Hayber Kalesi'nin pek ağır demir kapısını çekip, elinde kalkan gibi tutup, Hayber Kalesini feth etti. (Sahih-i Buhari 4/58,65 ve 73, 5/23)
İbn-i Ebi Şeybe haber veriyor ki: Bir kadın bir çocuğu, Resulullah’ın (asm) yanına getirdi. O çocukta bir bela vardı, konuşamıyordu, aptal idi. Resulullah (asm) bir su ile mazmaza etti, elini yıkadı. O suyu kadına verdi, çocuğa içirsin ferman etti. Çocuk o suyu içtikten sonra, hastalığından ve belasından bir şey kalmadı. Öyle bir akıl ve kemal sahibi oldu ki, insanların en akıllılarından üstün oldu. (Delail-in Nübüvve, Beyhaki 6/82)

ÖLÜLERİ DİRİLTMESİ

İmam-i Ali’nin mühim ve sadık bir şakirdi olan Hasan-ı Basri haber veriyor ki: Bir adam, Resulullah’ın (asm) yanına gelerek ağlayıp sızladı. Dedi: “Benim küçük bir kızım vardı, şu yakın derede öldü, oraya attım.” Resulullah (asm) ona acıdı. Ona dedi: “Gel oraya gideceğiz.” Gittiler. Resulullah (asm) o ölmüş kızı çağırdı: “Ya filane!” dedi. Birden o ölmüş kız, “Lebbeyk ve sa’deyk” dedi. Resulullah (asm) ferman etti: “Tekrar baba ve annenin yanına gelmeği arzu eder misin?” o dedi: "Yok, ben onlardan daha hayırlısını buldum.” (Eş-Şifa _Kadı İyaz 1/320)
Abdullah İbn-i Ubeydullah-il Ensari’den (ra) haber veriyorlar ki: Abdullah demiş: Sabit İbn-i Kays (ra) İbn-i Şemmas’ın Yemame Harbi’nde şehit düştüğü ve kabre koyduğumuz vakit, ben ordaydım. Kabre konurken, birden ondan bir ses geldi: “Muhammed (asm) Allah’ın resulüdür. Hz. Ebu Bekir (ra) sıddıktır, Ömer (ra) şehittir. Osman (ra) ise şefkatli ve masumdur.” (Delail-ün Nübüvve _Beyhaki 6/58)

HER DUASININ KABUL EDİLMESİ

Resulullah (asm)meşhur Ebu Katade’ye (ra) ferman etmiş: "Allah (cc)senin vechini; yani, kalp ve ruhunu kurtarsın… ve ey Allah’ım onun ömrüne ve saçına mübareklik koy” diye genç kalması için dua etmiş. Ebu Katade (ra) yetmiş yaşında vefat ettiği vakit on beş yaşında bir genç gibi olduğu, doğru rivayetler ile şöhret bulmuştur. (Eş-Şifa_Kadı İyaz 1/327)
İbn-i Mes’ud’un (ra) meşhur kıssasıdır ki: İbn-i Mes’ud (ra) Müslüman olmadan evvel, çobandı. Resulullah (asm) Ebu Bekir-is Sıddık (ra) ile beraber İbn-i Mes’ud’un (ra) keçileriyle bulunduğu yer gitmişler. Resulullah (asm), İbn-i Mesud’dan (ra) süt istemiş. O da demiş: "Keçiler benim değil, başkasının malıdırlar.” Resulullah (asm) demiş: “Kısır, sütsüz bir keçi bana getir.” Oda iki senedir yavrusu olmayıp sütü kesilen bir keçi getirdi. Resulullah (asm) eliyle o keçinin memesini mesh edip dua etmiş. Sonra sağmışlar; halis bir süt almışlar, içmişler. İbn-i Mes’ud (ra) bu mucizeyi gördükten sonra iman etmiş. (Sahih-i İbn-i Hibban 8/149)

HAYVANLARIN KONUŞARAK O’NA ŞEHADET ETMESİ

Hayber savaşında bir Yahudi kadını bir keçiyi pişirip getirmiş. Gayet etkili bir zehir ile zehirlemiş. Resulullah’a (asm) göndermiş. Sahabeler yemeye başlamışlar. Resulullah (asm) birden ferman etti: Pişirilen keçi bana der ki: “Ben zehirliyim” diye haber veriyor. Herkes elini çekti. Fakat o şiddetli zehirin etkisinden, Bişr İbn-il Berra (ra) aldığı bir tek lokmadan vefat etti. Resulullah (asm) Zeynep ismindeki o kadını çağırdı. Dedi ki “Neden böyle yaptın?” o kadın dedi: “Eğer peygamber isen sana zarar vermeyecek; eğer padişah isen insanları senden kurtarmak için yaptım.” Bazı rivayette onu öldürtmemiş, bazı rivayette ise öldürtmüştür. Ehl-i hakikat demiş ki: Kendi öldürtmemiş; fakat Bişr’in (ra) yakınlarına verilmiş, onlar öldürmüşler. (Sahih-i Buhari 2/121, 3/114)
Çok meşhur bir kurt hadisesi: Bir kurt, keçilerden birisini tutmuş; çoban kurdun elinden kurtarmış. Kurt demiş:
"Allah’tan korkmadın benim rızkımı elimden aldın.” Çoban demiş:
"Acâip! Kurt hiç konuşur mu?” Kurt ona demiş:
"Acaiplik senin halindedir ki, bu yerin arka tarafında bir zat var; sizi cennete davet ediyor, peygamberdir onu tanımıyorsunuz.” Çoban kurda demiş:
"Ben gideceğim fakat kim benim keçilerime bakacak?” Kurt demiş:
“Ben bakacağım.” Çoban çobanlığı kurda devredip gelmiş. Resulullah’ı (asm) görmüş iman etmiş. Sonra sürüsünün başına geri dönmüş. Kurdu sürüye hiçbir zarar vermemiş halde çoban olarak görmüş. Kurt çobana üstatlık ettiği için ona bir keçi kesmiş.
(Delail-ün Nübüvve_ Ebu Nuaym 2/373)

CİNLERİN ONU TANIMALARI VE ŞEHADET ETMELERİ

Hz. Ömer’den (ra) meşhur bir haberdir ki, demiş: “Biz Resulullah’ın (asm) yanında iken, ihtiyar şeklinde, elinde bir asa, “Hame” isminde bir cin geldi, iman etti. Resulullah (asm) ona kısa surelerden birkaç sureyi ders verdi. Dersini aldı, gitti.” (Eş-Şifa 1/362)

MELEKLERİN O'NUN (ASM) EMRİNE İTAAT ETMELERİ

Bedir Savaş’ında beş bin melek Kur'ân’ın emriyle önde sahabeler gibi O’na (asm) hizmet edip asker olmuşlar. Hatta o melekler diğer melekler içinde Bedir’de savaşanlar gibi şeref kazanmışlardır. (Sahih-i Buhari 7/242)
Hz. Hamza (ra) Resulullah’dan (asm) niyaz etti ki: “Ben Cebrail’i (as) görmek istiyorum.” Resulullah (asm) Kâbe’de ona gösterdi. Dayanamadı bayıldı yere düştü. ( El-Hasais-ül Kübra_Suyuti 1/311)

ALLAH (CC) TARAFINDAN MUHAFAZA EDİLİŞİ

Ebu Cehil yemin etmiş ki: “Ben secdede Muhammed’i görsem, taşla O’na vuracağım.” Büyük bir taş alıp gitmiş. Secdede gördüğü vakit elini kaldırıp vuracak iken elleri yukarıda kalmış. Resulullah (asm) namazını bitirdikten sonra kalkmış; Ebu Cehil’in eli çözülmüş. (Sahih-i Müslim Hadis no: 2797)
Ebu Bekir Sıddık (ra) haber veriyor ki: “Tebbet yedâ ebi leheb” suresi nazil olduktan sonra, Ebu Leheb’in karısı Ümm-ü Cemil denilen “Hammalet-el Hatap” bir taş alıp, Mescid-i Haram’a gelmiş. Ebu Bekir (ra) ile Resulullah (asm) orada oturuyorlarmış. Gözü Ebu Bekir’i (ra) görüyor, soruyor: “Ya Eba Bekir! Senin arkadaşın nerede? Ben işitmişim ki, beni hicvetmiş. Ben görsem bu taşı ağzına vuracağım.” Yanında iken Hz. Peygamber'i (asm)görmemiş. (Sahih-i İbn-i Hibban 8/152)

KUTSAL KİTAPLARIN O’NA (ASM) İŞARET ETMELERİ

İncil’deki Hz. Muhammed’e (asm) işaret eden ayetler:
Hz. İsa (as) demiş: “Eğer beni seviyorsanız, benim size edeceğim vasiyetimi muhafaza ediniz. Ben Rabb-i Teala’dan istiyorum ki, size son Faraklit’i versin.Ta ki sizinle ebede kadar sebat içinde devam etsin.” (Yuhanna incili ıshah)
Yuhanna İncil’inin on altıncı bab ve yedinci ayeti şudur: “Şimdi ben size hak olarak söylüyorum ki, benim ayrılıp gitmem size hayırlıdır. Eğer ben sizden ayrılıp Rabbinize gitmezsem Faraklit size gelmeyecektir.”
(Faraklit “paraklit” kelimesinin övülmüş, hak ile batılı birbirinden ayıran, tesellici ve yardımcı gibi manaları vardır. Hz. İsa’dan sonra ise bu özellikleri üzerinde taşıyan tek şahıs Hz Muhammed’tir.)
Yuhanna İncil’i on altıncı bab on iki ve on üçüncü ayetler: “Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız.”
“Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi her gerçeğe yöneltecek. Okendiliğinden konuşmayacak, yalnız işittiklerini söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek.”
Tevrat’taki Hz. Muhammed’e (asm) işaret eden ayetler:
“Hz. İsmail’in (as) validesi olan Hacer evlat sahibesi olacak ve onun evladından öyle birisi çıkacak ki o
veledin eli umumun fevkinde olacak. Ve umumun eli huşu ve itaatle ona açılacak.”
(Sefrü’t tekvin ıshah:17)
“Rabb, Sina’dan geldi ve onlara Sair’den doğdu, Faran dağında parladı.” (Tensiye 33:2)
Ayetin üçüncü kısmı, ahir zaman peygamberi Muhammed’i (asm)anlatmaktadır. Cenab-ı Hakk’ın Sina’dan gelmesinden maksat, Tur’i Sina’da Hz. Musa’ya (as) Tevrat'ı indirmesidir. Sair’den doğması Hz. İsa’ya (as) İncil’i vermesidir. Çünkü Hz. İsa (as) Şam’da Sair civarı köylerinden Nasıra’da bulunduğu sıradakendisine İncil’in indirildiği bilinmektedir.
Faran dağından parlaması da, Hz. Muhammed’e (asm) Kur'ân’ı indirmesidir. Bu da ahir zaman nebisi Muhammed’in (asm) geleceğini haber veren en büyük bir müjdedir. Faran Mekke'nineski adlarındandır.Tekvin kitabının Hz. İsmail (as) hakkındaki; “Ve Faran çölünde oturdu.” (Tekvin 21-21..) ayeti bunu ispat ediyor. Çünkü Hz. İsmail, annesi Hz. Hacer’le Mekke’de oturdu.
Zebur’da ki Hz Muhammed’e (asm) işaret eden ayetler:
“Ey Allah’ım! Sünneti yaşayıp yaşatacak birisini gönder ta ki insanlar bilsinler ki o da bir beşerdir.”
Zebur’un yetmiş ikinci babında şu ayet var:
“Denizden denize malik ve nehirlerden… Dünyanın sonuna kadar malik ola… Ve kendisine Yemen ve Cezayir padişahları hediyeler götüreler. Ve padişahlar ona secde edip boyun eğeler. Ve her vakit ona salat ve her gün kendisine bereketle dua oluna. Ve nuru Medine’den parlaya. Ve zikri sonsuza dek devam ede… O’nun ismi güneşin vücudundan evvel mevcuttur. Onun adı güneş durdukça yayıla.”
Acaba Hz. Davut’tan (as) sonra Hz. Muhammed’den (asm) başka gelen hangi peygamber doğudan batıya kadar dinini yaymış. Hangi peygamberin, padişahlar secde eder gibi hükmü altına girmiş. Hangi peygamber, her gün insanların beşte birinin dualarını kazanmış ve nuru Medine’den parlamıştır?

(Yukarıda zikredilen ayetler Kutsal kitaplarda Hz. Muhammed’e (asm) dair olan ayetlerin yalnızca bir kısmıdır.)

KÂHİNLERİN HABER VERMELERİ

Şıkk isminde meşhur bir kâhindir ki; bir gözü, bir eli, bir ayağı varmış. Adeta yarım insan… İşte o kâhin kat’i bir surette Hz. Muhammed’in (asm) peygamberliğini mükerreren söylemişti. (Eş-Şifa_Kadı İyaz 1/365)
Meşhur Şam kâhini Satih’dir ki; kemiksiz adeta azasız bir vücut, yüzü göğsü içinde olan çok da yaşamış bir kâhindir. Gelecekten verdiği doğru haberler o zamanda şöhret bulmuş. Hatta Kisra (yani Fars padişahı) gördüğü garip rüyayı ve Hz. Muhammed’in (asm) doğumu hengâmında sarayın on dört şerefesinin düşmesinin sırrını Satih’ten sormak için Muyzan denilen alim bir elçisini göndermiş. Satih demiş: "On dört zat sizlerde hakimiyet edecek, sonra saltanatınız mahvolacak. Hem birisi bir din ile gelecek. İşte o sizin din ve devletinizi kaldıracak!” diyerek Kisra'ya haber göndermiş. (Delail-ün Nübüvve _Beyhaki 2/126-129)

PEYGAMBERLİĞİNDEN ÖNCE HATİF DENİLEN CİNNİLERİN O’NU (ASM) HABER VERMESİ

Zeyyab İbn-ül Harise (ra) Hatif-i cinni üç kere “Ey Zeyyab, Ey Zeyyab, Ey Zeyyab! Acayiplerin acayibi bir haberi işit ki; Muhammed (asm) kitap ile gönderilmiş. Mekke'de İslam’a davet için halkı çağırdığı halde O’na (asm) icabet edenler yok gibidir.” Diye bağırmış. Onu ve başkalarının İslam’a girmelerine sebep olmuş.(Es-siret-ül Halebi 1/335-337)

KENDİSİNDEN ÖNCE GELMİŞ ALLAH DOSTLARININ HABER VERMESİ

Yemen padişahlarından Tübba’, Resulullah’ın (asm) vasıflarını eski kitaplarda görmüş, iman etmiş. Şöyle bir şiirini ilan etmiş:
“Ben Hz Ahmed’e (asm) şahitlik ederim ki; O peygamberdir. Her şeyin yaratıcısı olan bir Allah’ın peygamberi…Eğer benim ömrüm O’nun ömrüne kadar uzanmış olsaydı, ben O’na vezir ve amcazade olurdum. Hem onun önünde kılıçla O’nun düşmanlarına karşı mücadele eder ve O’nun kalbindeki bütün sıkıntıları izale etmeye çalışırdım.”
(Eş-Şifa 1/363)
İlk vahiy geldiği sırada Resulullah (asm) telaş etmiş. Hatice-i Kübra (ra) o hâdiseyi meşhur Varaka ibn-i Nevfel’e (ra) anlatmış. Varaka demiş: “O’nu bana gönder!” Resulullah (asm) O’nun yanına gitmiş, olanları anlatmış. Varaka (ra) demiş: “Telaş etme! O halet vahiydir. Sana müjde! Beklenilen peygamber sensin! İsa (as) seninle müjde vermiş.” (Sahih-i Buhari 1/3,6/215)

PUTLARIN VE ONLARA KESİLEN KURBANLARIN O’NDAN (ASM) HABER VERMESİ

Abbas ibn-i Mirdas’ın Dumar isminde bir sanemi varmış. O sanem bir gün şöyle bir ses vermiş: “Muhammed (asm) gelmeden evvel bana ibadet ediliyordu. Şimdi Muhammed’in beyanı gelmiş. Daha o dalalet olamaz.” (Kenz-ül Ummal 12/472 )
Hz. Ömer (ra) İslamiyet’ten evvel putlara kesilen bir kurbandan şöyle bir ses işitmiş: “Ey kurban kesenler! Mühim bir iş var. Bir insan açık bir dille Lailaheillallah söylüyor!” (Sahih-i Buhari 5/61 )

DOĞUMU ESNASINDA MEYDANA GELEN OLAĞANÜSTÜ HALLER

Doğumunun gerçekleştiği gece hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman ibn-il As’ın annesi, hem Abdurrahman ibn-i Avf’ın annesinin gördükleri büyük bir nurdur ki; üçü de demişler: “Doğum anında biz öyle bir nur gördük ki o nur doğu ve batıyı aydınlattırdı."
O gece Kâbe’deki putların çoğu baş aşağı düşmüş.
Meşhur Kisra’nın sarayı o gece sallanıp yıkılması ve on dört şerefesinin düşmesidir.
Save’nin kutsanan küçük denizinin o gecede yere batması.
İstahr-Abad’da bin senedir daima yanan ve sönmeyen mec’usilerin ibadet ettikleri ateşin o gece sönmesi.
Meşhur Fil vakasıdır. Ebrehe namında Habeş padişahı Kâbe’yi tahrip etmek için büyük bir ordu hazırlayıp Mahmud ismindeki oldukça büyük bir fili öne sürerek Mekke’ye doğru gelmiştir. Mekke’ye yaklaştıkları sırada Mahmud ismindeki fil olduğu yerde kalıp hiçbir şekilde hareket etmemiştir. Bütün çabalara rağmen fili yürütememişler ve geri dönmek zorunda kalmışlardır. Cenab-ı Hak ordu geri dönerken Ebabil kuşlarını onların üzerine salmış ve onları mağlup ve perişan etmiştir.
(Delail-in Nübüvve_Ebu Nuaym)
(Doğumundan çok kısa bir zaman önce olan bu olay gösteriyor ki Hz. Muhammed’in (asm) doğacağı ve Kâbe’nin bulunduğu mukaddes şehir olan Mekke’yi Allah bizzat kendisi muhafaza ediyor.)

ÇOCUKLUĞU ZAMANINDA MEYDANA GELEN OLAĞANÜSTÜ HALLER

Resulullah (asm) küçüklüğünde sütannesi Halime-i Sa’diye’nin (ra) yanında iken Halime ve beyinin şahitlikleriyle; güneşten rahatsız olmamak için, çok defa üstünde bir bulut parçasının ona gölge ettiğini görmüşler ve halka söylemişler bu olay şöhret bulmuş. (Eş-Şifa_Kadı İyaz 1/368)
Resulullah (asm) peygamberlik verilmeden önce bir ağacın altında oturdu; o yer kuru idi birden yeşillendi. Ağacın dalları onun başı üzerine eğilip kıvrılarak gölge yapmıştır. (Eş-Şifa_Kadı İyaz 1/368) Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Hz. Muhammed (asm) ne tarz mucizeler göstermiştir?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın