" Ahiret " 3 yorum

 

 Cennet nasıldır?

Cennet nasıl bir yerdir?

Cevap:

“İman edip de yararlı işler yapanlara gelince; Rableri imanlarından dolayı onları doğru yola eriştirmektedir. Ahirette ise nimet dolu cennetlerde bulunacaklar ve onların konaklarının altlarından ırmaklar akmaktadır. Onlar, orada mutluluk makamında olup: “Ey Allah’ım! Sınırsız kudret ve izzetinle sen ne yücesin, seni her türlü noksanlardan tenzih ederiz” diye dua ederler. Orada, onların selamlaşmaları “selam olsun” şeklinde olacaktır. Dua ve niyazlarının sonu ise; “Eksiksiz bütün övgüler alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” derler.” (Yunus, 9-10 )
Dünyayı gurbet bilip asıl vatana, gerçek memlekete hasretle yanan ruhlar ve sıla özlemi çeken gönüller vardır.
Peki, asıl vatan neresidir? Bize birileri “Nerelisin?” diye sorduğunda, babamızın, dedemizin memleketini söyleriz. İnsanoğlunun asıl babası olan Hz. Âdem’in memleketi Cennet değil midir? Öyleyse insanoğlunun vatan-i aslisi elbette Cennettir. İnsan Cennetlidir…
Dünyada zıtlar hep bir arada. Hayır ile şer, güzel ile çirkin, iman ile inkar, karanlık ile nur, saadet ile hüzün.. Cennette ise çirkin yok, şer yok, inkâr yok, karanlık yok. Dünya zıtlıklar, cennet ise güzellikler diyarı… Orada hiç hüzün yok.
Eşi benzeri olmayan asıl diyarımızı bize en güzel tarif edenler ise şüphesiz Kur’an ve Peygamber Efendimiz’in (sav) mübarek sözleridir.
Cennet ve Cehennem akıp giden kâinat selinin iki havuzudur
Kâinat bir sel gibi ebede doğru akıp gitmekte… Her akan suyun biriktiği bir yer olduğu gibi Kâinat selinin de cennet ve cehennem olmak üzere döküldüğü iki havuzu var. Dünyadaki iyilikler, hayırlar, sevaplar cennet havuzuna birikiyorken şerler, fenalıklar, kötülükler cehennem havuzuna dökülmekte. İnsanların dünya imtihanı bittiğinde ise fena insanlar وَ امْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ hitabıyla yani (Ey mücrimler! Bir tarafa çekiliniz) diye olan tüyler ürpertici ilâhî Emire maruz kalacaklar. İyi insanlar da; فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ hitabıyla (daimî kalmak üzere Cennet’e giriniz) diye olan Cenâb-ı Hakk’ın şefkatli emrine mazhar olacaklardır.
Cennet nimetleri dünyadakilerle sadece ismen benziyor
Cennetin tarif edilemeyip mahiyetinin tam olarak idrak edilemeyişi, nimetlerinin dünya nimetleriyle sadece ismen benzemesindendir. Mesela; binek olarak sadece at ve develerin kullanıldığı eski çağlarda “binek” denilince akla araba, metro, tramvay ve uçakların gelmesi elbette mümkün değildi. Oysa seyahat aracı manasında kullanılan “binek” kelimesi bize bugün uçakları, helikopterleri ve otomobilleri de çağrıştırmaktadır. Cennetin; gözünün gördüğü yere ayağını basan kırmızı yakuttan atları, çakılları inci, mercan, yakut ve zümrüt olan bal ve miskten ırmakları, gövdeleri altın ve zümrütten ibaret yüz senelik mesafeli ağaçları, inci, altın, gümüşten ve sudan sırça sarayları, bin yıllık mesafeli kapıları, katıksız ve beyaz bir ekmek gibi hâlis misk olan toprağı da bizim gözlerimizin hiç görmediği, kulaklarımızın hiç işitmediği şekildedir. İsmen aynı fakat suret olarak dünyada bildiklerimiz ve gördüklerimiz gibi asla değiller. Bu yüzden hadis-i şerifte göz görmemiş, kulaklar işitmemiş buyrulmuştur.
Cennette ölüm yok
“Kıyâmet günü ölüm getirilir. Sırat üzerinde durdurulur ve: “Ey cennet ahalisi!” diye nida edilir. Cennettekiler, (bu çağrı üzerine) içinde bulundukları (o güzel) yerden çıkarılacakları korku ve heyecanıyla bakarlar. Sonra da: “Ey cehennem ahalisi!” diye nida edilir. Onlar da içinde bulundukları (o fena) yerden çıkarılacakları ümid ve sevinciyle bakarlar. (Ölüm gösterilerek) “Bunu tanıyor musunuz?” denilir. (Cennetlikler ve cehennemlikler hepsi bir ağızdan:) “Evet! Bu ölümdür” derler.”
Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdu ki: “Bundan sonra emredilir ve Sırat üzerinde ölüm kesilir. Sonra her iki tarafa birden: “Haydi bulunduğunuz hal üzere ebediyet sizindir, burada artık ölüm yoktur” denilir.” (Kütüb-i Sitte)
“Cennetlikler cennete girince bir kimse şöyle seslenir: Siz cennette ebediyyen yaşayacak, hiç ölmeyeceksiniz; hep sağlıklı olacak, hiç hastalanmayacaksınız; hep genç kalacak, hiç yaşlanmayacaksınız; hep nimet ve mutluluk içinde yaşayacak, hiç keder ve sıkıntı çekmeyeceksiniz.” (Müslim)
Cennette ağaca, taşa “Gel!” desen gelecek. Çünkü Cennette madde ruh mesabesindedir
Cennette madde, nur ve nurani mertebeye çıkar. Dünyada bir imtihan sırrı olarak adeta ruh bedenin hükmü altındadır. Cennete ise tam tersi olacak ve beden ruh seviyesine çıkacaktır. Cisim ruh kuvvetinde ve hafifliğinde olduğu için cennet ehli hayal süratinde istedikleri yere gidebilecekleri gibi bir anda birçok yerde bulunabilecekler.
Madem cennette madde ruh mesabesinde olacak. Öyleyse orada her şey şuurlu olacak. Ağaçlar, taşlar hepsi nur ve nurani mertebede ve şuurlu oldukları için taşa, ağaca gel desen gelecek.
Cennette def-i hacet ihtiyaç olmayacak
Câbir radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennetlikler cennette yiyip içerler, ama büyük, küçük abdeste çıkmaz ve sümkürmezler. Sadece hoş kokulu bir geğirti ve ter çıkarırlar. İnsanın kendiliğinden nefes alması gibi, onlar da kendiliklerinden Cenâb–ı Hakk’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder, tekbir getirirler.”
“Madem şu süfli dünyada, en adi zihayat olan ağaçlar, çok tegaddi ettikleri (gıdalandıkları) halde kazuratsız (atıksız) oluyorlar; en yüksek tabaka-i hayat olan Cennet ehli neden kazuratsız olmasın?” (Sözler)
Cennette hiç sıkılma, usanma ve bıkkınlık yok
Sıkılmaya vesile yeknesaklıktır.. Bunun güncel ifadesi tekdüze ve monoton giden bir yaşam. Aynı lezzetlerin tekrarı şüphesiz bıkkınlığa ve sıkılmaya yol açar. Fakat cennette aynı lezzetlerin tekrarı olmayacak ki sıkılma, usanma olsun. Mesela cennette bir cennet elmasını elinize aldınız ve ısırdınız (inşallah). Elmayı birinci ısırışınızdaki lezzet ikincide aldığınız lezzet ile aynı olmayacak.
Hatta Abdullah b. Amr “Onların önünde altın tepsiler ve bardaklar dolaştırılır.” (Zuhruf, 71) âyetinin tefsirinde demiştir ki: “Onların etrafında altından yapılmış yetmiş tabak dolaştırılır. Her tabakta başka bir renk vardır ki diğerinde yoktur.”
Cennet sekiz kat; fakat her bir katın yüzlerce mertebeleri var. Her biri arasında sema ile arz kadar mesafe bulunur
“Cennetlikler, yükseklerdeki köşkleri, sizin gökyüzündeki yıldıza baktığınız gibi seyredeceklerdir.” (Buhârî)
Cennette makamların farklı olması alınan lezzetlerin farklı olduğunu gösterirken bu fark cennet ehlinin birbiriyle görüşmesine mani değildir. Bir bedevi de Peygamber Efendimiz (asm) ile sohbet edip aynı sofrada yemek yiyebilecektir.
Cennete en son girene beş yüz sene mesafelik bir yer verilecek
Kırk sene çalışan bir memur bütün maaşını harcamadan biriktirmiş olsa sizce ne satın alabilir, ne kadar mülk elde edebilir? Merak ediyorsanız, küçük bir hesap çıkarabilir ve sonra aşağıdaki hadis-i şerifler ile Cennete girecek en son kişiye dünyanın 10 misli mülk verilmesiyle Allah’ın rahmetini tefekkür edebiliriz.
“Cennet ehlinden derecesi en düşük olanın seksen bin hizmetçisi, yetmiş iki zevcesi vardır. Onun için inciden, zebercedden ve yakuttan bir çadır kurulur. Bu çadır, Câbiye’den San’a'ya kadar uzanan bir büyüklüktedir.” (Tirmizî)
“Cennet ehlinin mertebece en düşük olanı o kimsedir ki: Bahçelerine, zevcelerine, nimetlerine, hizmetçilerine, koltuklarına bakar. Bunlar bin yıllık yürüme mesafesini doldururlar. Cennetliklerin Allah nezdinde en kıymetli olanları ise, vech-i ilâhîye sabah ve akşam nazar ederler.” (Tirmizî)
Resûlullah (asm) sonra şu âyeti okudu. (Meâlen): “Yüzler vardır, o gün ter ü tâzedir, Rablerini görecektir.” (Kıyâmet, 22-23)
Cennet ehli cennetteki evini dünyadaki evinden daha iyi bilir
“Mü’minler cehennemden kurtarılıp, cennetle cehennem arasındaki köprüde bir müddet hapsedilirler. Bu sırada, aralarında dünyada geçmiş olan haksızlıklar kısas edilir. Böylece günahlardan temizlenip paklandıktan sonra cennete girmelerine izin verilir. Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun, onlardan her biri, cennetteki evini, dünyadaki evinden daha iyi bilir.”
Cennet ehli varislerin ta kendileridir
Cennette cehennem ehli için de nimetler hazırlanmış olup cehennem ehli onları hak edemediği için cennet ehli onların mirasını alacaklardır.
Hz. Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “(Cennette) sizden her birinin iki tane menzili vardır: “Bir menzili cennette, bir menzili de cehennemde. Ölünce cehenneme girerse cennet ehli onun menziline varis olur. İşte Allah Teâla Hazretlerinin şu sözü bu durumu teyid eder: “İşte onlar varislerin ta kendileridir.” (Mü’minûn, 10).” ”
“İçinizde cennet için gayret edecek kimse yok mu? Zira cennetin eşi yoktur. Kâ’be’nin Rabbine yemin ederim ki, cennet, parıl parıl parlayan nurları, güzel kokulu salınan yeşillikleri, sağlam yüksek köşkleri, devamlı akan nehirleri, çok çeşitli olgun meyveleri, güzel genç zevceleri, pek çok takım elbiseleri ile yüksek, sağlam ve güzel saraylarda saadet ve yüz parlaklığı içinde yaşanan ebedi mekândır”
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Cennetlikler yüz yirmi saf olacaklardır. Onların seksen safı bu ümmetten kırk safı diğer ümmetlerden olacaktır.” (İbn Mâce, Dârimî)
“İman eden ve iyi işler işleyen mü’minlere beşaret ver ki, ağaçları altından nehirler akan Cennetler onlarındır. Onlar o Cennetlerden meyve yedikleri zaman; bu, bundan evvel yediğimiz meyvelerdendir derler. Onlara birbirine benzer bir surette rızıklar getirilir verilir. Ve o Cennetlerde onlar için her türlü ayıp ve kusurlardan pak, temiz kadınlar vardır. Onlar o Cennetlerde daimî olarak kalacaklardır.” (Bakara, 25)
Muhakkak ki mükâfat hizmetten sonra gelir. İnsana iman edip salih amel işleme vazifesinden sonra Allah’ın mükafat olarak vaad ettiği; hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın duymadığı, hiç bir hayalin şekillendiremediği bir yerdir CENNET..
Cennete girmek için iman etmek yetmiyor. Salih amel de istiyor cennet. Çünkü nasıl ki civa altını bozuyor, kötü ameller de insanın kimyasını bozuyor.
İman ve güzel ahlak ile layık olmaya çalıştığımız eşi benzeri olmayan asıl diyarımızı âyet ve hadis-i şeriflerin tarifleriyle tefekkür etmeye devam edelim.
Cennetin benzeri yoktur
Üsâme İbnu Zeyd (ra) anlatıyor: “Resûlullah (asm) bir gün Ashâb-ı Kiramına: “İçinizde cennet için gayret edecek kimse yok mu? Zira cennetin eşi yoktur. Kâ’be’nin Rabbine yemin ederim ki, cennet, parıl parıl parlayan nurları, güzel kokulu salınan yeşillikleri, sağlam yüksek köşkleri, devamlı akan nehirleri, çok çeşitli olgun meyveleri, güzel genç zevceleri, pek çok takım elbiseleri ile yüksek, sağlam ve güzel saraylarda saadet ve yüz parlaklığı içinde yaşanan ebedi mekândır” buyurdu. Sahabiler: “Biz zaten onun için gayretteyiz, ey Allah’ın Resulü!” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm: ‘İnşaallah!’ deyiniz” dedi ve sonra cihaddan söz açtı ve ona teşvik etti.”
Cennet ehli yaşlanmaz ve elbiseleri eskimez
“Cennetlikler Cennete kılsız tüysüz sürmeli otuz veya otuz üç yaşlarında olarak gireceklerdir.” (Müsned)
Bediüzzaman hazretleri (ra) cennetteki gençliğin devamlılığını “Âlem-i ebediyette ise; zerrat-ı cisim sabit kalıp terkib ve tahlile maruz değil veyahut müvazene sabit kalır, vâridat ile masarif müvazenettedir.”(sözler) cümlesiyle açıklamıştır.
Dünyada insan bedenindeki hücreler gençken yenileniyor. Buna karşılık yaşlandığında bu yenilenme devam etmeyerek beden gençliğini kaybediyor ve zamanla da ölüm gerçekleşiyor. Yani gençlikte bedene gelir çokken yaşlılıkta gelir azalıp gider fazlalaşıyor. Gelir ve giderin dengede olmayışı da yaşlılık ve ölümle sonuçlanıyor. Cennette ise bedendeki hücreler değişime maruz kalmamakla dengede tutulup cisim ebedi olarak sabit kalacaktır.
Cennette gölge yok
Cennette güneş olmayacağı için elbette gölge de olmayacaktır. Niçin güneş olmayacak dersiniz?
Her şeyin nur ve nurani olduğu ve karanlığın asla bulunmadığı bir yer olan cennette elbette güneşe de ihtiyaç olmayacaktır.
Lakin âyet ve hadislerde geçen “Tuba ağaçlarının altında gölgelenecekler” demekten kasıt ise her yerde Tuba ağacının nimetlerinin sarmış olacağıdır. Arapçada “Zıll” yani “gölge” kelimesi “himaye” manasına da kullanılır. Onun zıllinde demek, onun kanatları, himayesi altında demektir.
“Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın.” (Tirmizî)
Bu hadis-i şeriften cennet ağaçlarının dünya ağaçlarına benzemediği yani ölümsüz olduğu da anlaşılıyor. Cennetteki her şey dünyadakilerle sadece ismen benziyor. Cennetin ağaçları da elbette ölümsüzdür.
Diğer bir hadis de şöyledir: “Cennette bir ağaç vardır, gövdeleri altından, dalları zeberced incidendir. Rüzgâr estikçe bunlar birbirine çarparak öyle bir name çıkarırlar ki hiçbir kulak böylesine tatlı bir ses işitmemiştir.”
Cennet ehlinin bu ağaç altında sohbet edip dünya hatıralarını tazeleyecekleri; eğlence arzu ettikleri zaman, Allah’ın göndereceği bir rüzgârla ağacın kımıldayıp, dünyadaki her çeşit eğlenceyi ortaya koyacağı ifade edilmiştir.
Cennet ehlinin bir bileziği dünyaya görünse güneşin nuru sönecektir
“Cennet’teki nimetlerden bir tırnağın taşıyabileceği kadar az bir şey dünyaya gösterilmiş olsaydı gökler ve yeryüzü her tarafıyla süs içerisinde kalırdı. Cennetliklerden bir kişi dünyaya bir baksa ve bileziklerinden biri dünyaya görünse güneşin yıldızların ışığını silip süpürdüğü gibi o da güneşin ışığını silip süpürdü.” (Müsned)
“Sizden birinizin yayı kadar veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinden bir kadın, arz ehline görünecek olsa, dünya ve içindekileri aydınlatır, arzla sema arasını güzel koku ile doldururdu, onun başörtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.” (Tirmizî)
Cennetin asla sarhoş etmeyen şaraplarından kötü kokular değil, misk kokusu yayılır
“Şüphesiz ki erdem sahipleri ve iyi kişiler cennet nimetleri içindedirler. Koltuklara yaslanarak seyrederler. Onların yüzlerinde nimetin ve mutluluğun sevincini görürsün. Onlara ağızları mühürlenmiş yani bozulmaması ve lezzetinin kaçmaması için vakumlanmış, sadece, içecek kimsenin yanında halis sarhoşluk vermeyen şaraplardan sunulur ve içirilir, dünyadaki içkilerin tersine bunların içiminden sonra etrafa kötü kokular değil, misk kokusu yayılır. Öyleyse bu değerli şeylere ulaşmak için can atanlar, yarışanlar bu nimetlerin bulunduğu cennete girmek için yarışsınlar. Ve bu şaraba tesnim pınarının suyu karıştırılmıştır. Bu su öyle bir kaynaktır ki, Allah’a yakın olma şerefine erişenler ondan içerler.” (Mutaffifin, 22-28)
Onların tarakları altındandır. Kokuları mis gibidir. Buhurdanlıklarında tüten hoş koku, cennetin hoş kokulu ağacındandır. Onların cennetteki kapları altındandır
“Cennete ilk girecek kimselerin yüzleri, dolunay gibi parlak olacak. Onların ardından gireceklerin yüzleri, gökyüzündeki en parlak yıldız gibi aydınlık olacak. Orada insanlar ne küçük ne büyük abdest bozarlar ve ne de tükürüp sümkürürler. Onların tarakları altındandır. Kokuları mis gibidir. Buhurdanlıklarında tüten hoş koku, cennetin hoş kokulu ağacındandır. Eşleri hûrilerdir. Cennetliklerin hepsi de babaları Âdem’in şeklinde yaratılmış olup boyları altmış arşındır.”
Cennetin tuğlaları gümüş ve altın harcı da kokulu misktendir
Yine Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! dedim, insanlar neden yaratıldı?”
“Sudan!” buyurdular.
“Ya cennet? dedim, o neden inşa edildi?”
“Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı da za’ferandır. Ona giren nimete mazhar olur, eziyet görmez, ebediyet kazanır, ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz.”
“Allah Teala hazretleri cennetin duvarını bir (sıra) altından, bir (sıra) gümüşten tuğla ile inşa etmiştir.” (Kütüb-i Sitte)
Cennette yetmiş kapısı olan inciden saraylar bulunur
“Cennette, mü’min için, içi boş tek bir inciden bir çadır vardır. -Bir rivâyette- genişliği altmış mildir. Her köşesinde bir refikası bulunur, hiçbiri diğerini görmez, mü’min bunların herbirini dolaşır.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî)
Bazı rivâyetlerde, tek bir inciden ma’mul bu çadırın yetmiş kapısı olduğu belirtilmiştir.
Cennette huriler toplanıp benzerini hiçbir mahlûkun işitmediği güzel bir sesle şarkı söyleyeceklerdir
Huri: (havra’dan gelir) gözünün beyazı çok beyaz siyahı çok siyah ceylan gözlü manasına gelir.
“Cennet’te hurîlerin bir toplantı yeri vardır. Hiçbir yaratığın bir benzerini işitmedikleri bir takım sesler yükseltirler ve derler ki: Biz ebedî kalanlarız, asla yok olmayacağız, Biz refah içinde yüzenleriz güçlük görmeyeceğiz biz memnun olanlarız asla öfkelenmeyeceğiz ne mutlu o kişiye ki o bizimdir biz de onunuz.” (Müsned)
Cennette Suret çarşıları bulunur
Hz. Enes’den (ra) rivâyet edildiğine göre Rasulüllah Efendimiz (asm) şöyle buyurdu:
“Cennette, cennetliklerin her hafta gittikleri bir çarşı vardır. Orada, yüzlerine ve elbiselerine cennet kokuları üfleyen bir kuzey rüzgârı eser ve böylece güzellikleri daha da artar. Eskisinden daha güzel ve yakışıklı olarak eşlerinin yanına döndükleri zaman, aileleri onlara:
Vallahi güzelliğinize güzellik katılmış, derler. Onlar da: Vallahi yanınızdan ayrılalı beri siz de daha bir güzel olmuşsunuz, derler.”
Ali (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Cennet’te bir çarşı vardır ki orada satın almak ve satmak diye bir şey yoktur orada kadın ve erkek resim ve şekilleri vardır kişi hangi şekle girmek isterse orada o şekle bürünecektir.” (Müsned)
Cennet ehli Allah’ı görecek
Cennet cennet dedikleri
Bir kaç köşkle bir kaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni..
Cerîr İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir gece Resûlullah’ın yanında bulunuyorduk. On dördüncü gecesindeki aya baktıktan sonra şöyle buyurdu:
“Şu ayı hiç bir sıkıntı çekmeden gördüğünüz gibi Rabbinizi de ayan beyan göreceksiniz.”
“Cennetlikler cennete girince Allah Teâlâ onlara:
– Size vermemi istediğiniz bir şey var mı? diye soracak. Onlar:
– Yâ Rabbî! Yüzlerimizi ak etmedin mi? Bizi cennete koyup cehennemden kurtarmadın mı, daha ne isteyelim, diyecekler.
İşte o zaman Allah Teâlâ perdeyi kaldıracak. Onlara verilen en güzel ve en değerli şey Rablerine bakmak olacaktır.”
Ebû Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ cennetliklere:
– Ey cennet sâkinleri! diye seslenir. Onlar da:
– Buyur Rabbimiz! Emret! Bütün hayır ve iyilikler senin elindedir, derler. Allah Teâlâ:
– Halinizden memnun musunuz? diye sorar. Onlar:
– Nasıl razı olmayalım, Rabbimiz. Sen bize, hiç kimseye vermediğin bunca nimetler ihsan ettin, derler. Allah Teâlâ:
– Size bunlardan daha değerlisini vereyim mi? buyurur. Cennetlikler:
– Bunlardan daha değerlisi ne olabilir, Rabbimiz! derler. Bunun üzerine Cenâb–ı Hak:
– Üzerinize rızâmı indiriyorum; bundan sonra size hiç gazap etmeyeceğim, buyurur.”
Hasıl-ı kelam:
“İdrak-i maali bu küçük akla gerekmez.
Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.” (Ziya Paşa)
Ya Rabb! Bize senin rızandan başkasını dilememeyi, cenneti seni görmek için istemeyi ve seni göreceğimiz bir cenneti nasip et! Âmîn. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Cennet nasıldır?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın
Tahsin "21.10.2013 13:48" tarihinde demiş ki:
Amin.İnşaallah.
nazen "5.4.2014 21:50" tarihinde demiş ki:
amin amin amin...
mert "26.5.2014 16:52" tarihinde demiş ki:
yazandan Allah razı olsun..