Hz. Muhammed (asm) Kur’an ayetlerinin yayılmasını bizzat kendi kontrolünde tutmuştur
Hz. Muhammed (asm), vahyin gelişinden hemen sonra yazı yazmayı bilen bir kısım sahabelerine, inen ayetleri mutlaka yazdırıyordu.
Hz. Muhammed (asm), vahyi yazdırdıktan sonra ayetleri tekrar ettiriyor herhangi bir yanlışlık bulunursa düzeltiyordu.
Hz. Muhammed (asm), vahyi yazana “yazdığını çoğalt ve müminlere dağıt” diye emrediyordu. Kur'an ayetleri bu yöntemle müminlere ulaştırılıyordu.
Hz. Muhammed (asm), Kuran’ın inen ayetlerini ısrarla hemen sahabelerine ezberletirdi. Yani ayetler hem yazılı olarak çoğaltılıyor hem de Müslümanlar tarafından ezberleniyordu.
Hz. Muhammed (asm), yazıyı ezber ile ezberi de yazı ile kontrol ettiriyordu. Bunun en güzel örneği Arda hadisedir. Yani her Ramazan’da o senenin Ramazan ayına kadar inmiş olan sureleri Cebrail (as) Hz. Muhammed’e (asm) okur ve Peygamberden de dinlerdi. Sonra Hz Muhammed (asm) mescitte insanlara okurdu. Cebrail (as) da yanında bulunur, yanılma olursa düzeltirdi. Böylece her Ramazan ayında o Ramazan’a kadar gelmiş olan bütün sureleri (vahiyleri) Müslümanlar da kontrol etmiş oluyorlardı.
Hz. Muhammed’in (asm) Kur’an öğretmenleri vardı. Bunlar insanlar arasında dolaşarak Kuran’ı hem öğretiyorlar hem de daha önceden öğrenilmiş ayetleri kontrol ediyorlardı.
Hz. Muhammed (asm) Kuran’ın aslının muhafazası için başlangıçta kendi sözlerinin yazılmasını da yasaklamıştır.
Hz. Osman (ra) her birini Müslümanların huzurunda baştan sona okutturduğu Kur’an-ı Kerimleri İslam ülkelerine göndermiştir
Kur’an, Hz. Ebu Bekir zamanında her bir ayetine en az iki şahit getirilmek şartıyla kitap haline getirildi. Hz. Osman zamanında ise çoğaltıldı. Çoğaltılan nüshalar başından sonuna kadar Büyük Mescit’te Müslümanların huzurunda okundu. Ve İslam ülkelerine gönderildi. Bunlardan üç tanesi bugün mevcuttur. Biri İstanbul Topkapı sarayında, biri Taşkent’te diğeri de Londra India Office Library’dedir. Bu üç Kur’an karşılaştırıldığında, boyutlarının aynı olduğu, yazı ve imla hususiyetleri bakımından aralarında hiç bir fark olmadığı görülür.
Kur'an’dan başka hiçbir kutsal kitap böyle bir kontrolden geçmemiş böyle bir ihtimamla çoğaltılmamıştır.
Dünya üzerindeki Kur’an-ı Kerimlerin hiçbirinde farklılık yoktur
1934 yılında Münih Üniversitesi kırk iki bin Kur’an üzerinde inceleme yaptırmıştır. Farklı zamanlarda yazılan Kuranlar toplanmış, uzun süren bir çalışma sonunda şu netice elde edilmiştir; “Kuran-ı Kerimler arasında hiçbir fark yoktur.”
Allah Kur’an-ı Kerimden başka, gönderdiği hiçbir semavi kitabı koruyacağına dair söz vermemiştir
“Muhakkak ki o zikri (Kuran’ı) biz indirdik. Ve muhakkak onu koruyucu olanlar da elbette biziz.” (Hicr, 9)
“O’na (o Kuran’a) ne önünden, ne de arkasından batıl (yaklaşıp) gelemez.” (Fussilet, 42)
Diğer ümmetler özellikle Yahudiler Allah'a verdikleri sözden döndükleri için kendi kitaplarındaki kelimeleri değiştirdikleri gibi Hıristiyanların kitaplarını da bozmuşlardır. Bununla da kalmayıp 15 asırdır Müslümanların içlerine ayrılık soktukları halde Kur’an-ı Azim’üşşan’a hiçbir zarar verememişlerdir. Çünkü Kur’an’ı muhafaza eden insanlar değil Allah’tır.
Kuran’ın i’cazı (benzerinin yapılamayışı) öyle bir mucizedir ki insanların Kuran’a bir şey ekleme ve çıkarma yolunu kapamıştır
Vezin, kafiye, sıra ve tertip açısından Kur’an’daki ayetlerin ve harflerin dizilişi birbiriyle bağlantılıdır. Her bir cümle, kelime ve harfin dizilişinde mükemmel bir düzen ve bütünlük vardır. Bu adeta saatteki saniye, dakika ve saati sayan ve bir birinin düzenini tamamlayan sistem gibidir. Şayet Kuran’dan bir harf dahi eksiltilmiş olsaydı bu mükemmel düzen bozulacak ve bunun fark edilmemesi mümkün olmayacaktı.
Kur'an ayetlerinin manaları da birbiriyle bağlantılıdır. Bir bütünlük gösterir. Bazen bir önceki ayet bir sonrakinin delili, bir öncekinin neticesi olur.
Kuran’ın tekrarı usandırmaz.
Her asra ve her kesime hitap eder.
Az söz ile çok şey anlatır. İfade tarzı son derece hayret verici, benzersiz ve ikna edicidir.
15 asırdır gençliğini, tazeliğini muhafaza etmiştir.
Taklit etmemiş ve taklit edilememiştir.
Bir sözün, bu mucizevî özellikleri gösterebilmesi, ancak kaynağının Allah olmasıyla mümkündür. İnsan sözlerinde bu mucizevi hususiyetler bulunmaz. Eğer Kur’an’a insanlar tarafından bir şey ilave edilmiş veya sözleri değiştirilmiş olsaydı Kur'an’a ait olmadığını her akıl sahibi anlayacaktı. Bülbül seslerinin arasında çıkan karga sesinin fark edilmemesi mümkün olmadığı gibi Kur’an’la bütünleşmeyip ayrı düşen cümle yapılarını ve kelimeleri elbette bütün insanlar fark edecekti.
Kuran’da bulunan tevafuklar Kur’an’ın değiştirilemeyeceğinin bir ispatıdır
Tevafuk birbirine uygunluk, rast gelme halidir. Mesela: En kısa sure olan Kevser suresinin harfleri ebcet hesabına göre üç bin olduğu gibi; Yasin, Furkan, Fatır, Saffat, Sad, Rum, Şura, İbrahim gibi bütün Kur’an surelerinin harflerinin sayısı da üç bini vermektedir. Buna benzer pek çok tevafuklar vardır. Şayet Kur’an’a insanların her hangi bir müdahalesi olsaydı bu tevafuklar bozulacaktı. (Ebcet harflere sayı değeri veren ilim dalıdır.)
Allah Kuran’ı okumak, ezberlemek ve dünyaya yaymakla ona sahip çıkan yüz milyonlarla insanı yaratarak Kur’an’ın tahrifini imkânsız kılmıştır.
Kaynak: www.sorusorcevapbul.com - Kur'ân değiştirilmiş olamaz mı?