" Kur'an-ı Kerim " 1 yorum

 

 “Dinde zorlama yoktur” sözünden ne anlamalıyız?

Ayet-i kerimede “Dinde zorlama yoktur” sözü ne için söylenmiştir?

Cevap:

“Dîn(e girme)de zorlama yoktur; îman küfürden şübhesiz iyice ayrılmıştır. Artık kim tâğûtu (Allah’ın yerine tuttukları herşeyi) inkâr edip Allah’a îmân ederse, böylece şübhesiz kopmayan çok sağlam kulpa tutunmuştur! Allah ise, Semî‘ (hakkıyla işiten)dir, Alîm (herşeyi bilen)dir.” (Bakara, 256)
Bu âyeti kerime, İslâmiyeti kabul etmek için onun parlak, yüksek mahiyetini düşünmenin kâfi olup bu hususta zorlamaya ihtiyaç bulunmadığını bildirmektedir. Şöyle ki: (Dinde zorlama yoktur) İslâmiyeti kabul etmesi için hiç kimse zorlanamaz ve İslâm dini, hiç bir şey, hiç bir muamele hakkında zor kullanmayı caiz görmemiştir. Gerek din hususunda ve gerek başka hususlarda zorlama cihetine gidilemez. Malûm olduğu üzere ikrah, bir şahsa hoşlanmadığı, rızası ile kabul etmediği bir şeyi tehdit ile kabul ettirmektir. Binaenaleyh zorlama yoluyla olup gönül rızasıyla kabul edilmeyen İslâmiyet, kabul edilmiş, sahibini mesuliyetten kurtarmış olamaz. Nitekim zorlama neticesi yapılan ibâdetler de Allah katında makbul değildir. Zorlama sonucu İslâmiyeti kabul eden bir kimse -bilâhare inancını düzelterek bu kutsî dini samimiyetle benimsemedikçe- bir münafık olmuş olur. Maamafih böyle bir kimseye kâfir de diyemeyiz. Olabilir ki, kalpleri çeviren Allah Teâlâ onun kalbini imân yönüne çevirmiş, zorlama buna bir vesile olmuştur. Biz görünüşte dil ile yapılan ikrara göre hükmederiz. Kimsenin kalbini teftişe kalkışamayız. (Doğruluk) rüşt, yani: İslâmiyetin hak bir din olduğu, imânın insanı ebedî saadete kavuşturacağı, Cenâb-ı Hakk’ın varlığını gösteren bütün âyetler, deliller ile açık ve belli olmuştur. Binaenaleyh bu bakımdan doğruluk (sapıklıktan) "gay"den yani: Küfürden, ebedî mutsuzluğa ve azaba sebep olan dinsizlikten (iyice ayrılmıştır.) Evet!. Peygamberlerin açıklamalarından, ilâhî kitapların içeriklerinden dolayı ve Cenâb-ı Hakk’ın varlığına bütün kâinatın şehadet edip durmasından ötürü hakikat ortaya çıkmıştır. Her akıllı insan, bunu düşünüp tasdik edebilir. Artık zorlamaya lüzum yoktur.
Müslümanlıkta zorlama bulunmadığı içindir ki, müslümanlara mağlûp olan milletler, yine kendi dinlerini muhafaza edegelmişlerdir. Hiç biri zorla İslâmiyete sokulmamıştır. Hiç birinin vicdan hürriyetine asla müdahale edilmemiştir. Elverir ki, yaptıkları anlaşmalara, verdikleri sözlere uysunlar, bir karışıklığa cür'et göstermesinler. Fakat bir gayrimüslim, ahdini bozarsa veya bir Müslüman bilahara dininden döner, başka bir dine girerse elbetteki cezayı hak ederler. Meselâ: Bir müslüman dinden dönünce tevbe etmesi ve af dilemesi kendisine teklif edilir. Buna rağmen yine küfründe ısrar ederse idam cezasına çarptırılır. Bu zorlama meselesi değildir. Belki mensup olduğu İslâm cemiyetinin dinini küçümseyerek ona karşı muhalif bir cephe almış olacağından ve kötü bir örnek teşkil etmiş ve İslâmiyet aleyhinde propaganda yapacağı düşünülmüş olacağından dolayı tatbik edilmesi gereken bir cezadır. Genel nizamî bozmaya meydan vermemek için bunun tatbik edilmesi sosyal siyasetin icaplarındandır. (Ömer Nasuhi Bilmen)
Bir İslâm memleketinde yaşayan müşrik, îmân etmek veya cizye vermek husûsunda seçim hakkına sâhiptir. Böyle bir kimseye İslâm’ı kabûl etmek için zorlama yapılamaz. Ancak mü’min olan kimseler dinden çıktıkları takdirde, ahidlerini bozduklarından dolayı tevbe etmezlerse cezâlandırılırlar. (Elmalılı Hamdi Yazır)
Peygamberimiz (asm) peygamberliğin ilk yıllarında insanlara tebliğ ediyor, fakat insanların ekseriyeti ona inanmıyordu. Bu da haliyle peygamberimizi oldukça mahzun ediyordu. Kuran’ın pek çok ayeti peygamberimizi bu mevzuda teselli etmek için gelmiştir. “(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar, diye nerede ise sen kendini helak edeceksin. Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de boyunları ona eğilip kalır (inanmaya mecbur olurlar).” (Şuara, 3-4).
Bazı ayetlerin zahiri, Peygamberimiz’in (asm) bazı şahısların iman etmesi için –nazının geçtiği kimselere- ısrarlı davranması üzerine indiği anlaşılıyor. “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi topyekün iman ederdi. Öyle ise sen mi insanları mümin olsunlar diye zorlayacaksın? Allah’ın izni olmadan hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. O, azabı akıllarını kullanmayanlara verir.” (Yunus, 99-100)
Bu ayet ve daha başka ayetler insanları imana gelmeleri için zorlamayı yasaklıyor. Aynı manayı ifade eder başka ayetler de şöyledir:
Gaşiye suresi : “21- Nasihat et; çünkü sen ancak bir nasihat edicisin. 22- Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.
Kaaf : 45- Biz onların söylediklerini biliyoruz; sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin; o halde tehdidimden korkanlara Kur’an ile nasihat et.
Bakara : 256- Dinde (Din-i İslama girmekte) hiç kimseye zorlama yoktur; zira iman ile küfür birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tâğûtu (putları) inkâr edip Allah’a iman ederse, kopmayan çok sağlam kulpa tutunmuştur. Allah semîdir (söylenenleri işitir), alîmdir (yapılanları bilir).
Ra’d: 31- İman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi.
Hud: 28- (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Söyleyin bakalım, ya ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana kendi katından bir rahmet (nübüvvet) vermiş de, o (rahmet) sizden gizli bırakılmış ise? Siz onu istemediğiniz halde, biz sizi ona (hidayete) zorlayacak mıyız?
Mevlana hem “mesnevi”sinde hemde “fihi ma fih” adlı eserinde şu hadisi zikreder: Muhakkak ki, Allahü Teala melaikeyi yarattı ve onlardaki aklı tertib etti. Hayvanları yarattı ve onlarda şehveti tertib etti. Beni Ademi yarattı onlarda ise aklı ve şehveti tertib etti. Kimin aklı şehvetine galebe etti ise o meleklerden üstündür. Kimin de şehveti aklına galebe etti ise o hayvanlardan daha aşağıdır.”
Allah meleklerle hayvanları imtihana tabi tutmamıştır. Çünkü imtihan için onlarda bir istidad ve kabiliyet yoktur. İnsana ise bu kabiliyet Allah tarafından verilmiştir. Birbirine zıt iki şey, akıl ve şehvet (veya kalb ile nefiste diyebiliriz) imtihanın zenbereğini teşkil eder. Bu yüzdende imtihana tabi tutulmuştur.
Allah insana bir iradei cüz’iyye vermiş, daha sonra peygamberler göndererek onları imtihandan haberdar etmiştir. İnsan irade-i cüziyyesiyle dilerse şehvet ve nefsine meyl eder, dilerse aklın ve kalbin muktezasına göre hareket eder. Yapacağı tercih onun akıbetini tayin edecektir.
İmanın bilgiyle yakından alakası olmakla beraber, yeterli değildir. Çünkü iman bilgiden sonra iradeyle tahakkuk eder. Bu yönüyle iman bilgi meselesi değil irade meselesidir sözü doğrudur. Allahın gönderdiği peygamberler tebliğleriyle “akla kapı açar, iradeyi insanın elinden almazlar”. Yani davalarının doğruluğunu insanlara (akıllara) gösterir isbat ederler. Pek çok ayetlerde “peygamberin vazifesinin yalnızca tebliğ” olduğu vurgulanmıştır. Fakat nihai kararı verecek olan insanın irade-i cüz’iyyesiyle bizzat insanın kendisidir.
Eğer Allah dileseydi, hiçbir fert ona isyan edemez, inkar edemezdi. Ancak Allah insanların hür iradeleriyle kendine iman ve ibadet etmesini istediğinden hem yaradılıştan onları zorlamamış, hemde şer’an zorlamayı yasaklamıştır.
Allah insanları zorlamadığına göre, bizim onları zorlamamız ne derece doğrudur.
İrşada hevesli Bazı Müslümanlar etraflarındaki insanları İslamı kabul etme veya yaşama cihetinde zorlamaya gidebiliyorlar. Onların bu hali itici gelmekte ve aksülamel yapmaktadır. Bu hal daha çok insanların onlardan uzaklaşmasına sebep olmaktadır.
Biz tebliğle mükellefiz. Onların imana gelmesiyle veya İslamı yaşamalarıyla mükellef değiliz.
İslamı mantıklı, cazip, sevilir bir şekilde ortaya koyalım, yaşayıp yaşamama cihetini onlara bırakalım. Her şeyin bir zamanı vardır. Anlattığımız şeyler onlara tesir eder ama insanların kendileriyle hesaplaşmaları, İslami yaşantıyı nefislerine kabul ettirmeleri uzun sürebilir.
İslami mevzuları mantıklı bir şekilde anlatsak bile muhatabımızı zorlama cihetine gitmememiz gerekir. Zira İslamı yaşayanlar içlerinden gelerek yaşamalıdırlar. İnsanlar bizim zorlamamızdan rahatsız olduklarından veya yaşamak isteyipte nefislerine söz geçiremeyenler mahcubiyetlerinden dolayı bizden uzaklaşabilirler.
Onlardan isteyeceğimiz şey yalnızca anlattığımız şeyleri dinlemeleri olmalıdır. Onları zorlamazsak bizi rahatlıkla dinleyebilirler.
Çokça anlattığımız halde muhatabımızdan bir kıpırdanma göremiyorsakta acele etmememiz gerekir. İnsanların değişmesi kolay değildir.
Nasıl su damlaları damlaya damlaya taşı deliyorsa, anlattığımız hakikatlerde zamanla muhataplarımızın inadını kırar. Fakat yanlış bir hareketle onları kaçırmak, neticeyi akim bırakır.
Bazen zorlama aksülamelde yapabilir. Çünkü hiç kimse emir almaktan hoşlanmaz. Peygamberimiz (asm) “Adem oğlu men olunduğu şeye karşı haristir” buyurmuştur. (Keşfül Hafa) Bu ifade manayı muhalifiyle insanın emrolunduğu şeye karşı isteksiz olduğunu da ortaya koyuyor.
İmam Gazali muallimlerin talebelerine nasıl davranması gerektiğini anlatırken dördüncü maddede şunları söyler:
“Muallimliğin ince hususiyetlerinden biri (…)de doğrudan doğruya ve tahkir mahiyetinde olmayıp, ima ve şefkat yoluyla öğrenciyi kötü huylardan men’etmektir. Çünkü kusuru açıkça söylemek haya perdesini yırtar, sahibine fenalık cesareti verir ve kendisini bulunduğu halde ısrar etmeğe teşvik eder. Bütün muallimlerin mürşidi olan Peygamber Efendimiz “eğer insanlar deve kığını parçalamaktan menedilse, bunda mutlaka bir şey var deyip herkes onu kırmağa kalkışırdı” buyurmuştur. Adem ve Havva kıssaları bunun açık delilidir. Zaten bu kıssanın bildirilmesi kıssayı anlatmak için değil, ondan ibret almak içindir. (İhya-u Ulumiddin)
İnsanların bu men edildikleri şeyin aksini yapmaya yönelik psikolojik yapısına Mevlana da şöyle dikkat çeker:
Mesela bir ekmeği al ve koltuğunun altına koy ve herkesten saklayıp de ki “bunu hiçbir kimseye vermeyeceğim; ve vermemek nedir, belki göstermeyeceğim bile!” o ekmek her ne kadar kapıların önüne dökülmüş ve kesretinden naşi köpekler yememiş olsa bile mademki böyle men’e mübaşeret ettin, herkes rağbet eder ve o ekmeğin kaydına düşerler; ve niyaza, olmazsa şanaata başlayıp “o senin saklayıp, bizi görmekten men ettiğin ekmeği mutlaka göreceğiz” derler. Hususan ki, o ekmeği bir yıl yeninin içinde saklayıp vermemek ve göstermemek emrinde mübalağa ve tekid edersen “Adem oğlu men olunduğu şeye karşı haristir” mısdakınca o ekmeğe olan rağbetleri, had ve endazeden tecavüz eyler. (Fihi Ma Fih)
(Her Yönüyle Tebliğ-İdris Ferid) Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - “Dinde zorlama yoktur” sözünden ne anlamalıyız?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın
engin "21.2.2013 10:55" tarihinde demiş ki:
çok güzel bir açıklama

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com