" Alıntı Makaleler " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Ramazan Orucunun Adabı

“Oruç tutan abid’in, uykusu ibâdettir. Her nefesi tesbihtir. Duası müstecabtır ve ameli kat kattır. Her şeyin bir kapısı vardır İbadetin kapısı da oruçtur.”

Cevap:

1.RECEP VE ŞABAN aylarında “Allah’ım Recep ve Şaban’ı hakkımızda hayırlı kıl ve bizi ramazana eriştir.” diye dua edilmeli, Ramazan ayı hasretle beklenilmelidir.

2.SEKSEN YILLIK BİR

ömrü bakiyi kazandıran âhiret pazarının bir sergi yeri olan Ramazan gelmeden önce maddî ve manevî temizlik yapıp hazırlanmalıdır. Ramazana mümkün olduğu kadar temiz girilmelidir. Çünkü maddî ve manevî kirden ne kadar arınırsak Ramazandan aldığımız feyiz o kadar çok artar.

3.TIRNAKLAR KESİLMELİ, SAÇ, bıyık ve sakal ihtiyaç nispeti kadar tıraş edilmelidir. Manevî temizlikte ise mümkün olduğu kadar tevbe-istiğfar çekilmeli manen temizlenmeye çalışılmalıdır.

4. FARZLARA EHEMMİYET VERİLMELİ, sünneti yapacağım derken farzlar unutulmamalıdır. (Teravih namazını kılıp, beş vakit farz namazı ihmal etmek gibi…)

5. RAMAZAN ORUCU NASIL İslâmiyet’in şeâiri ise, sahurda Ramazanın alâmetidir. Bu sebeple Ramazan sahuru terk edilmemelidir. Nitekim Peygamberimiz Sahur yemeğine “gıdayı mübarek” diyerek sahura işaret etmiştir.

6. ORUCA NİYET ETTİĞİMİZ

gibi bütün azalarımızı da haramdan korumaya niyet etmeliyiz.

7. SÜNNET OLDUĞU ÜZERE

iftar ta’cil edilmeli, sahuru te’hir edilmeli ve orucun dışında misvak kullanılmalıdır.

8. KİŞİ RAMAZANI KENDİ

hakkında mübarek kabul edip nimet bilmeli. Bunun şükrünü eda etmeye çalışmalıdır.

9. HADİS-İ KUDSİDE: “ORUÇ benimdir ve onun mükâfatını ben vereceğim” buyrulması oruçlar Allah için olduğuna işaret eder ve riya olmaz. Biz de mükâfatını Allahtan beklemeliyiz.

10. ORUC’U İBÂDET KAPISI

bilmeliyiz. Her hareketimizi ve âdetimizi ibâdete çevirmeye gayret göstermeliyiz.     Peygamberimiz bir hadisinde “Oruç tutan abid’in, uykusu ibâdettir. Her nefesi tesbihtir. Duası müstecabtır ve ameli kat kattır. Her şeyin bir kapısı vardır İbadetin kapısı da oruçtur.” buyurmuşlardır.

11.ORUC’U HEM NEFSİN

hem bedenin sıhhati bilmeli. Peygamberimiz “namaz imanın delili ve hüccetidir. Zekât malın temizleyicisidir. Oruç ise nefsin sıhhatidir.” buyurmuştur.

12. SOFRA HAZIRSA, İFTAR

namazdan önceye alınmalıdır. Çünkü biz namazdayken aklımız yemekte kalır namazdan tam feyiz alamayız. Zira peygamberimiz “Akşam namazı ile akşam yemeği hazır olanlar; yemeği namazdan önceye alınız.” diye buyurmuşlardır.

13. ORUÇ TUTANLARI

İFTARA davet etmeli fakirler doyurulmalı Allah yolunda gayret gösterenler (talebeler gibi) gözetilmelidir.

14. ORUÇ TUTAN, ÖZÜRSÜZ

banyo yapmamalı, kan aldırmamalı ve eşiyle şakalaşmamalıdır, oruca zarar gelebilir.

15. BEDENİN MERKEZİ

OLAN mideye oruç tutturduğumuz gibi diğer azalara da oruç tutturulmalıdır. Gözün orucu harama bakmamak, kulağın orucu haramı ve pis ve çirkin şehevi sözleri işitmemektir. Dilin orucu haramı, pis ve çirkin şehevi sözleri ve küfür ifade eden galiz sözleri söylememektir. Elin orucu harama dokunmamak ve ayağın orucu ise harama gitmemektir.

16.ORUÇLU İKEN SABIRLI

olmalı, mü’minleri inciterek orucumuzu sakatlamamalıyız.

17.AÇLIĞIN SEBEBİ VE

anlaşamamaktan dolayı bizimle kavga etmek isteyen adama “ben oruçluyum” demelidir.

18. VELHASIL: ŞEYTANLARIN bağlandığı günah kapılarının kapandığı ahireti kazanmak için her ibâdet bire bin, Cuma gecelerinde bire bin âyet’el Kürsî gibi âyetlere bire bin ve Leyle-i kadir gibi bir gecede bire otuz bin hasene verildiği bir pazarda mümkün olduğu kadar kazanç elde etmeye çalışılmalıdır.


RAMAZAN

Yâ Rab şu muazzam Ramazan hürmetine,

Kaldır aradan vahdete hâil ne ise;

Yâ Rab şu asırlarca süren tefrikadan

Artık ezilip düşmesin ümmet ye’se.

Mademki verdin bize bir ruh-u nevîn...

Ya Rab, daha bir nefha-i te’yid insin!

MEHMED AKİF ERSOY


Bismillâhirrahmânirrahîm


l. Biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik.

2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?

3. Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.

4. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.

5. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.

ABDULKADİR GEYLÂNÎ HAZRETLERİ BUYURUYOR:

Kadir gecesinin gizli tutulmasındaki hikmet

Biri şöyle sorabilir:

-Allah-ü Teâlâ neden kullarına Kadir gecesini kesin bir şekilde yakînen bildirmedi? Nitekim Cuma gecesini onlara bildirdi.

Bu soruya şöyle cevap verilebilir:

-Tâ ki, o gece yaptıkları amele güvenmeyeler.

O geceyi bulup hayır işlediler mi derler ki:

-Biz bin aydan hayırlı geceyi ihya ettik. Allah bizi bağışladı Onun katında, bizim için dereceler ve cennetler meydan geldi.

Dolayısıyla hiç amel işlemezler, o gece yaptıklarına güvenirler. Kendilerinde ümit ağır basar (ucba düşerler) helâk olurlar.

Bunun gibi kullara ömürleri de bildirilmemiştir. Tâ ki ömrü uzun olan şöyle bir şey demeye geçmesin:

-Şehvet isteklerimi yerine getiririm. Dünya lezzetlerine ve nimetlerine dalarım. Ömrümün bitmesine yakın da, tevbe eder, Rabbimin ibâdeti ile meşgul olurum. Böylelikle tevbekâr yararlı bir kimse olarak ölürüm.

Anlatılan manadan ötürü, Allah-u Teâlâ kullarına ecellerini gizledi. Tâ ki sonuna kadar korkulu ve çekingen olalar. Ölümden korkup iyi amel işleyeler. Tevbeye ve yararlı amellere çok devam edeler. Kendilerine ölüm geldiği zaman hayır üzere bulunalar.

Bu arada, dünyanın lezzetleri ve istek duydukları şeyleri de; kendilerine gelir. İyi niyetleri ve helâlinden alıp yedikleri için, Allah’ın rahmeti ile âhiret azabından kurtulurlar.

Denilmiştir ki:

Allah-u Teâlâ dört şeyi, dört şeyde gizledi. Şöyle ki:

1-Allah-u Teâlâ rızasını taatlarda gizledi

2-Allah-u Teâlâ, gazabını masiyetlerde gizledi

3-Orta namazı, bütün namazlar arasında gizledi.

4-Kadir Gecesini Ramazan ayı içinde gizledi.

Zekâtlarımızı verelim!

Allah-u Teâlâ her insanın yaşayacak kadar olan rızkını taahhüt etmekle beraber, zaruri olmayan ihtiyaçları temin noktasında insanları farklı zenginlikte yaratmış. Kimini fakirlikle imtihan eder, kimini de zenginlikle. Fakat zenginin tabi olduğu imtihan ile fakirin tabi olduğu imtihan ayrı ayrı olduğu için bir adaletsizlik söz konusu değildir. Hatta fakir insanların çoğunlukla dindar olması ve zenginlerin de çoğu zaman gaflet ve sefahate dalmaları dolayısıyla, fakirler âhiret cihetinde daha avantajlı da sayılabilir.

İnsanlar zenginiyle fakiriyle aynı toplumda kardeşçe yaşamaları ve huzurlu olmaları gâyet tabiidir. Fakat, böyle bir toplumun  huzurunu bozan en dehşetli bir hastalık, “ben tok olayım da başkası acından ölse bana ne?!” düşüncesidir. Bu, felsefe üzerine bina edilmiş batı medeniyetinin insanlığa sunduğu zehirli bir meyvesidir. Adı, ferdiyetçiliktir. Tarihte vuku bulmuş büyük ihtilaller, genellikle zengin-fakir veya alt tabaka-üst tabaka çatışması şeklinde olup, hepsinin temelinde de bu illet vardır. İhtilaller, devrimler, karşı devrimler, savaşlar, vs... Yani zulüm getirmiş, kan akıtmış, insanlığın yüzde doksanına dünyayı zindan edip, ancak yüzde on’luk mutlu(!) bir azınlık tabakası oluşturmuştur. İslâmiyet ise bu dehşetli illeti “zekât” emri ile tedavieder. Yani zenginin malı içinde, fakire bir hak tanır. Zengine fakiri düşünmeyi, ona yardım etmeyi emreder.

MÜLK ALLAH’INDIR!

Mülk Allah’ındır, Ondan başka hakiki mülk sahibi yoktur. İnsan sadece Allah’ın verdiği nimetlerin, mal ve mülkün emanetçisidir, hakiki sahibi değil. Ve Allah çokça mal-mülk verdiği bir zengine, zekâtı emretmekle, “kulum, mülk senin değil benimdir, öyleyse sana emanet olarak verdiğim malın kırkta (bazı mallarda on’da) birini fakir kullarıma ver!” der âdetâ.

Çünkü kırk malın kırkını da veren O’dur. Otuz dokuzunu zenginin kendisi için; birini de fakire vermek üzere ona vermiştir. Mesele şuna benzer. Bir baba sokağa çıkan iki çocuğundan büyük olanın eline bin lira verirken, yüz lirasını küçük kardeşine vermesini söyler. Sokağa çıktıktan sonra da büyük kardeş -sanki kendi alınteriyle kazanmış gibi- hepsini kendi parası olarak görüp, kardeşine yüz lira vermeyerek apaçık haksızlık eder. Eve dönünce babası, büyüğünü cezalandırır, küçüğüne de daha fazla harçlık vererek sevindirir.

Bilindiği üzere Kur’ân-ı Kerîm’de namazın farz kılındığı hemen her âyette zekât da farz kılınmıştır. Mümin, sadece Rabbine secde ederek Allah’ın birliğini ilan ederken, zekâtla da mülkün sahibi yalnız ve yalnız Allah olduğunu ilan eder. Zekât namazın manasını ikmal eder. Yoksa “Allah birdir” deyip, mülkünü insanlara paylaştırırcasına her zengini (kendisi dâhil) mülk sahibi kabul etmek, iman ile bağdaşmaz.

Bundan dolayıdır ki, fakirin hakkı olan zekâtı vermemek hak ihlali olduğu gibi, zekât verirken minnet altına almak da doğru değildir. Nasıl ki Allah, ağacı insanlara meyve vermeye sepep yapmış, hayvanı süt vermeye vasıta yapmıştır. Bunun gibi, zengini de fakirlere nimet vermekte bir sebep yapmıştır. Veren Allah’tır, zengin ise aracıdır, sebeptir. Allah, fakire nimet vermek için zengini arada sebep yaparak, fakiri zengine dost yapar, aralarında kardeşlik bağları tesis eder.


ZEKÂT SOSYAL BARIŞI SAĞLAR


Fakir ile zenginin arasındaki dengesizliğin devamı, zekât müessesesinin işletilmemesi sebebiyle olduğu gibi, bu dengesizliğin daha da korkunç hale gelmesinin sebebi de faiz belasıdır. “Ben tok olayım, başkası acından ölse bana ne”  düşünces(izliğ)ine, “sen çalış ben yiyeyim” safsatası da eklenince, o toplumda umumi huzur yerini karışıklığa bırakır.

Zekâtın hayale bile gelmediği, faizsiz iktisat sisteminin akıl bile edilemediği toplumlarda her zaman, yüzde onluk, mutlu bir azınlık bulunur. Fakir çoğunluğun hakkı zekâtın terk edilmesiyle ihlal edilirken, onun alın teri ile kazandığı elindeki azıcık mal da faiz marifetiyle günden güne zenginin eline geçer. Zengin her gün biraz daha zenginleşirken, fakir daha da fakirleşir. Böyle bir sistem halkınının huzurunun sağlayamayacağı için, ömrü kısa olur, hatta fakirlerin tahammül ettiği yere kadar gider, sonra tıkanıp kalır.

İşte, milletinin saadet ve huzurunu gaye edinen siyasiler, iktisatçılar ve sosyologlar, zekâtın yaygınlaşmasına, faizin de önünün alınmasına çalışmalıdır. Yoksa hamiyyetperverlik adına kendilerini aldatmış olurlar. 


LEYLE-İ KADİR: Bin Aydan Hayırlı Gece

 

YIL İÇİNDEKİ MANEVÎ PAZARLAR


hükmündeki kandiller içerisinde Kadir Gecesi’nin müstesna bir yeri vardır.  Kadir gecesi tüm gecelerin sultanıdır. Kadir gecesini gecelerin sultanı yapan ve bu geceyi bin aydan hayırlı yapan en mühim sebep,  onda  Rabbimizin ezelî kelamı olan Kur’ân’ın indirilmesidir.  İnmesiyle beşeri karanlıktan, manasızlıktan, ümidsizlikten kurtaran ve nura, kurtuluşa, saadete kavuşturan Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın indiği gece elbet bin aydan hayırlı olacaktır. Rabbimiz Gecelerin Sultanı olan Kadir Gecesi’nin ehemmiyetini bizlere şöyle haber vermektedir:

“Biz Kur’ân’ı Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu bilir misin? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede herbir iş için Rablerinin izniyle yeryüzüne iner. Tanyeri ağarıncaya kadar o gecede selamet vardır.”


NİÇİN “BİN AYDAN HAYIRLI” KILINDI?


Merhum Elmalılı Hamdi Kadir Gecesi’nin niçin “bin aydan hayırlı” diye vasıflandırıldığını şu şekilde izah eder:  “O gece amel, ibâdet ve mücahede ile erilecek olan hayır ve sevap, onsuz bin ay amel ile kazanılacak olan hayır ve sevaptan daha çok, daha fazla hayırlıdır. Bir sınır ve miktar ile tayin ve tahdit edilmeyecek kadar çok hayırlıdır. Artık ne kadar daha çok hayırlı olduğunu Allah bilir. Bu sırf Allah Teâlâ’nın Muhammed ve ümmetine bir lütfu ve ihsanıdır. Bu tafdil (üstün görme) için en az olarak bin adedin ölçü olarak gösterilmesi tahsis için değil, çoğaltmak içindir. Böyle iken bin seneden veya bin asırdan denilmeyip de “bin ay” deyip özellikle ay ile ifade olunmasının sebebine gelince, bu hususta birkaç rivâyet vardır:
1-İbnü Münzir’in ve İbnu Ebî Hâtim’in ve “Sünen”de Beyhaki’nin Mücahid’den rivâyet ettikleri vechile; Hz.Peygamber (asm) İsrailoğulları’ndan bir erin Allah yolunda bin ay silah giyinmiş olduğunu anlatmıştı. Müslümanlar buna şaştılar ve amelleri kendilerine pek küçük göründü. Allah Teâlâ da bu sûreyi inzal buyurdu. 
2-İbnü Ebî Hâtim’in Ali b. Urve’den rivâyetine göre: Resulullah (asm) bir gün İsrailoğulları’ndan dört kişinin seksen sene Allah’a ibâdet edip, göz açıp kapayacak kadar bir zaman günah işlemediklerini anlatmış, Eyyûb’ü, Zekeriyya’yı, Hazkil b. Acuz’u, Yuşa b. Nun’u zikretmişti. Ashab-ı Kiram buna hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrail (as) gelip “Ey Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibâdetinden hayrete düştüler. Allah Teâlâ sana ondan daha hayırlısını indirmiştir diye “Kadir” suresini okudu da , “İşte bu senin ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır.” dedi. Resulullah da sevindi.”
Merhum Elmalılı’nın izahından şu nükteleri çıkarmak mümkün: Birincisi; demek ki Kadir Gecesi’nin kıymetini tam olarak takdir etmek mümkün değil. Bu gece yapılacak ibâdetlerin ecrini ancak Allah (cc) bilir. Zira “bin aydan hayırlı” ifadesi tahsis için değil.  İkincisi; Rabbimiz bize bir gecede seksen senelik bir ömürde kazanılacak bir ibâdet sevabını bir gecede kazanma fırsatını Habîbi’nin (asm) hürmetine vermiş.   

BU GECEYİ İHYA EDELİM

“Dünya ve âhirette rehberimiz olan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’i, Hak Teâlâ Hazretleri Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına Kadir Gecesi’nde indirmiştir. Bu ilk iniş  bir bütün olarak, topyekün inmedir. Ondan sonra Hazret-i Cibrîl (as) Allah’ın izni ve emri ile 23 yılda peyderpey, ihtiyaca göre Resulullah’a  (asm)  vahy yoluyla getirecektir. Bu âyetteki “inme”den Resûlüllah’a (asm) Hira mağarasında vaki olan inme de anlaşılmıştır. Bu durumda ilk vahiy olan Alak suresinin baştaki beş âyeti Ramazan ayında, o gece gelerek vahyin başlangıcını teşkil etmiştir.”  

Duhan Suresi Kadir Gecesi’nin kudsiyetine kasemle (yeminle) başlar:

“Hâ-mîm, (Helal ile haram ve sair hükümleri) açıkça bildiren bu kitaba yemin olsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Biz (O’nunla kafirlerin uğrayacakları azabı) haber vericileriz. Her hikmetli iş, nezdimizden çıkan bir emir ile, o gecede ayrılır...”

Tüm insanlığı kıyamete kadar nurlandıracak ve hem dünya hem de âhiret saadetlerine vesile olacak yegâne rahber olan Kurân’ın indirildiği gece elbette ki müstesna bir gün olmalı. İnsanlığın en büyük bayramı gibi kutlanmalı. Dualar edilmeli bu gece O Kitabın nurunun üzerimizden eksik olmaması için. Şükürler edilmeli bu geceyi ihsan eden İkramı Bol Olan Zata şanı yüce olan Kurân’ı bu gece ihsan ettiği için.

Sevgili Peygamberimiz (asm) “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ibâdetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır”  buyurmuştur. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Ramazan Orucunun Adabı 
Yazar: Zeynelabidin YILDIRIM

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com