" Muhtelif " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Dinsizlerin cenaze namazı kılınır mı?

Dinsizlerin cenaze namazı kılınır mı? Bu kimseler nasıl defnedilmeliler?

Cevap:

"Müslüman, akrabaları olan müşrikleri yıkayabilir, cenazesinin peşinden gidebilir, onu defnedebilir fakat üzerine namaz kılamaz." (Beyhaki)
Kâfirlerin ve münafıkların cenaze namazlarını kılmak, onlar için mağfiret ve rahmet dilemek uygun değildir
Çünkü Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Onlardan ölen birinin üzerine, ebedî olarak aslâ namaz kılma ve onun kabri başında durma! Çünki onlar, Allah ve Resûlünü inkâr ettiler ve onlar, fâsık kimseler olarak öldüler.” (Tevbe, 84)
“Münâfık öldükten sonra namazı kılınmaz” meâlindeki âyet, o zamandaki ihbâr-ı İlâhî (Allah’ın haber vermesi) ile bilinen kat‘î münâfıklar demektir. Yoksa zan ile, şübhe ile münâfık deyip namaz kılmamak olmaz. Mâdem لآَ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ (Allah’dan başka ilâh yoktur) der, ehl-i kıbledir. Sarih (açık) küfür söylemese veyâhut tevbe etse, namazı kılınabilir.” (Emirdağ Lâhikası)
Ayetin nüzul sebebi Abdullah b. Ömer ile onun babasının rivayet ettiğine göre anlatım Ömer’e (ra) ait olmak üzere şöyledir:
"Abdullah b. Ubeyy b. Selûl ölünce Resûlullah (asm) onun üzerine namaz kılmak üzere çağrıldı. Resûlullah (asm) ayakta durunca ben ona doğru kendimi attım. (Tam karşısında durdum), (elbisesinden yakaladım) ve şöyle dedim:
Ey Allah'ın Resûlü sen (Allah'ın düşmanı) İbn Ubeyy b. Selûl'ün namazını mı kıldıracaksın. Halbuki o filan günü şunları şunları söylemişti (diyorum ve onun neler söylediklerini tekrarlıyordum) (7) (Allah sana münafıklar üzerine namaz kılmanı yasaklayarak şöyle buyurmadı mı?) Onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme sen onlar için yetmiş defa mağfiret dileyecek olsan dahi Allah asla onlara mağfiret etmeyecektir.) Resûlullah (asm) gülümsedi ve: Önümden çekil ey Ömer diye buyurdu. Ona ısrarımı arttırınca:
Ben seçim yapmakta serbest bırakıldım, ben de seçim yaptım diye buyurdu. (Bana: "Onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme. Onlara yetmiş defa mağfiret dilesen dahi Allah onlara asla mağfiret etmeyecektir" diye buyuruldu.) Şâyet eğer yetmiş defadan fazla mağfiret dilediğim takdirde onlara mağfiret edileceğini bilsem yetmişden fazla dilerdim. (Ömer): O bir münafıktır dedi. (8) (Ömer) dedi ki: Resûlullah (asm) onun namazını kıldırdı. (9) (Biz de onunla birlikte kıldık)
(6) Bunlar içlerinde küfrü gizleyip, dışa karşı Müslüman olduklarını gösterenlerdir. Küfürleri şeriatın bazı hükümlerini tenkid, onları basit gören ifadeleriyle bunların şeriate aykırı olduklarını iddia etmeleri ile dışarıya sızar. İşte bu gerçeğe yüce Allah şu buyruğuyla işaret etmektedir:
“Yoksa kalblerinde bir hastalık (nifak) bulunanlar, Allah, kinlerini aslâ ortaya çıkarmayacak mı sandı(lar)? Hâlbuki dileseydik, onları (o münâfıkları) elbette sana gösterirdik de kendilerini muhakkak sîmâlarından tanırdın. Yine de onları mutlaka konuşma(larının) üslûbundan tanırsın. Allah ise, amellerinizi bilir.” (Muhammed, 29-30)
(7) Bununla: "Resûlullah'ın yanındakilere infak etmeyin ta ki dağılıp gitsinler" sözü ile: "Eğer Medine'ye dönersek elbetteki en şerefli ve kuvvetli olan en hakir olanı oradan mutlaka çıkaracaktır." (Münafikun, 7-8) diye söyledikleri sözlerin nakledildiği buyruklara işaret edilmektedir.
(8) Hafız İbn Hacer (ra), Fethu'l-Bari'de şunları söylemektedir:
"Ömer'in (ra) onun münafık olduğunu kesin bir ifade ile söylemesi, onun şahid olduğu hallerine binaen idi. Peygamber'in (asm) onun sözlerini kabul etmeyip, üzerine cenaze namazı kılması ise zahiren Müslüman olduğu hükmünün gereğini yaptığından ve hükmün zahirini esas kabul ettiğinden dolayı idi. Ayrıca bu yolla onun oğluna da ikram edilmiş oluyordu. Böylelikle bu uygulamanın uygunluğu ve onun kavmini ısındırmak maslahatı ile ortaya çıkabilecek mefsedetin önlenmesi de gerçekleşmiş oldu. Peygamber (asm) işin başında müşriklerin eziyetlerine sabrediyor, affedip geçiyordu.
Daha sonra müşriklerle savaşmakla emrolundu. Yine İslamı açığa vuran kimselere karşı affedip bağışlaması devam etti. İsterse içinde gizlediği bundan farklı olsun. Bu da onların kalplerini ısındırmak ve kendisinden uzaklaştırmamak maslahatına binaen idi. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur: "İnsanlar Muhammed ashabını öldürüyor diye konuşmamalı." Fetih tahakkuk edip de müşrikler İslama girince kâfirler sayıca azalıp, zelil olunca münafıklara karşı her şeyi açık söylemekle ve onları acı gelen hakkın hükmünü kabul etmeye mecbur etmekle emrolundu. Bilhassa bu durum (Peygamberin namazını kılması) münafıklar üzerine namaz kılmasını açıkça yasaklayan buyruğun ve bunun dışında onlara karşı yüksek sesle söylemesi emrolunan hususların nüzulünden önce idi.
(9) Onun cenaze namazını kabrine gömülmesinden sonra kılmıştır. Onun emri üzerine kabrinden çıkarıldı ve ona gömleğini giydirdi. Cenazesi ile birlikte yürüdü ve defin işi bitirilinceye kadar kabri başında durdu, sonra ayrılıp gitti. Aradan fazla zaman geçmeden Tevbe suresindeki şu iki âyet nazil oldu:
"Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma..." buyruğundan itibaren: "Ve fasık olarak öldüler." buyruğuna kadar indi. (Ömer) dedi ki: (Bundan sonra Resûlullah (asm) Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar hiçbir münafıkın namazını kılmadı, kabri başında durmadı.) Ömer dedi ki: Daha sonraları o gün Resûlullah'a (asm) karşı cüretkarlığıma şaştım.) Doğrusunu en iyi bilen Allah ve Resûlüdür." (Buhari, Nesai, Tirmizi, Ahmed)
El-Müseyyeb b. Hazm'dan (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ebu Talib'in ölümü yaklaştığı sırada Resûlullah (asm) da yanına geldi. Yanında Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Umeyye b. el-Muğire'nin de olduğunu gördü. Resûlullah (asm) şöyle buyurdu: Amcacığım (şüphesiz sen insanlar arasında üzerimde hakkı en büyük olansın. Bana en güzel iyiliklerde bulunan sensin. Hatta senin benim üzerimdeki hakkın babamdan da fazladır.) O halde la ilahe illallah deyiver. Bu sözü söylediğine dair Allah'ın huzurunda lehine şahitlik edeyim. Bu sefer Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Umeyye şöyle dedi: Ey Ebu Talib sen baban Abdu'l-Muttalib'in dininden yüz mü çevireceksin.
Resûlullah (asm) bu sözü ona sunmaya devam etti ve (o ikisi) (10) ona aynı sözleri tekrarlayıp duruyorlardı. Nihayet Ebu Talib onlara son söz olarak şunu söyledi: O (yani ben) Abdu'l-Muttalib'in dini üzereyim. La ilahe illallah” (11) demeyi kabul etmedi. (Ayrıca şunları) söyledi: Eğer Kureyş beni -onu bu sözü söylemeye iten ölümün acılarına tahammül edemeyişidir diyerek- beni ayıplamayacak olsalardı bu sözü söyleyerek senin gönlünü hoş ederdim. (Bu sefer Resûlullah (asm) şöyle buyurdu: Allah'a yemin ederim bu işi yapmam bana yasaklanmadıkça senin için Allah'tan mağfiret dileyeceğim. (Müslümanlar müşrik olarak ölmüş bulunan ölülerine mağfiret dilemeye başladılar).
Bu sefer yüce Allah: "O çılgın ateşlikler oldukları açıkça ortaya çıktıktan sonra akrabaları
dahi olsalar müşriklere peygamberin de, mü'minlerin de mağfiret dilemeleri olur şey değildir." (Tevbe, 113) buyruğunu indirdi. Allah Ebu Talib hakkında da buyruklar indirdi, Resûlullah'a (asm) şöyle buyurdu: "Muhakkak ki sen sevdiğini hidayete erdiremezsin fakat Allah dilediğine hidayet verir ve O hidayet bulanları daha iyi bilir." (Kasas, 56) (Buhari, Müslim, Nesai, Ahmed)
(10) Ebu Cehil ve İbn Ebi Umeyye'yi kastediyor.
(11) Bu hadiste âyetin nüzul sebebinin bundan önceki hadiste anılan sebepten başka bir sebep olduğu anlaşılmaktadır. Aralarında bir tearuz yoktur. Çünkü birden çok âyet-i kerime ile ilgili olarak görüldüğü üzere nüzul sebebinin birden fazla olması mümkündür. Bu görüşü Hafız İbn Hacer Fethu'l-Bari'de desteklemektedir. Bu hususta Zehebi de ona muvafakat etmiştir.
Ali'den (ra) de şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Bir adamın müşrik olan anne-babasına mağfiret dilediğini duydum. Ben: müşrik oldukları halde anne-babana mağfiret mi diliyorsun dedim. Adam: İbrahim de müşrik olduğu halde babası için mağfiret dilememiş miydi dedi. (Ali) dedi ki: Bunu Peygamber'e söyledim. Bunun üzerine şu buyruklar indi: "O çılgın ateşlikler oldukları açıkça ortaya çıktıktan sonra akrabaları dahi olsalar müşriklere peygamberin de, mü'minlerin de mağfiret dilemeleri olur şey değildir. İbrahim'in babasına mağfiret dilemesi ancak ona verdiği bir sözden dolayı idi ama onun Allah'ın düşmanı olduğu açıkça kendisine belli olunca ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim çokça yalvarıp yakaran ve gerçekten yumuşak huylu idi." (Tevbe, 113-114)” (Nesai, Tirmizi, Ahmed, Hakim)
Bu şekilde mağfiret dilemeyi yüce Allah İbrahim suresinin sonlarında onun duası olarak da bize zikretmiş bulunmaktadır: "Rabbimiz hesabın görüleceği gün beni ana-babamı ve bütün iman edenleri bağışla." (İbrahim, 41)
Müfessirlerin naklettiklerine göre o bu duayı babasının ölümünden ve Mekke'ye hicret etmesinden sonra yapmıştır. Zaten sözü geçen âyet-i kerimenin son olarak zikredildiği diğer âyetlerin ifadesi de bunu göstermektedir. Buna göre mağfiret dileme âyetinde sözkonusu edilen açıklama yine babasının ölümünden sonra olmuş olmalıdır. Bu da yüce Allah'ın ona
hükmü bildirmesi suretiyle olmuştur. Suyutî'nin fetvalarında belirttiği üzere İbn Ebi Hatim sahih bir sened ile İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İbrahim babasına ölene kadar mağfiret dileyip durdu. O ölünce artık onun Allah'ın bir düşmanı olduğunu açıkça gördü, bundan ötürü ona mağfiret dilemez oldu." (Nevevi)
Nevevi el-Mecmu'da şunları söylemektedir: "Kâfire namaz kılmak, onun günahlarının bağışlanması için dua etmek, Kur'ân nassı ile ve icma ile haramdır."
İşte buradan günümüzde bazı müslümanların kimi kâfirlere rahmet okumalarının Allah'ın onlardan razı olmalarını dilemelerinin ne kadar yanlış olduğu anlaşılmaktadır.
Kaynak: Cenaze Kitabı-Nasruddin Elbani
Sonuç olarak: Dinsiz bir kimsenin cenazesinin peşinden gidilebilir, defnedilebilir fakat üzerine namaz kılınmaz. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Dinsizlerin cenaze namazı kılınır mı?"

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com