" Muhtelif " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Etrafımızdaki ihtiyaç sahiplerinden mesul müyüz?

Bir insan düşünün ki kimsesi yok yaşlı maddi olanakları çok kötü. Ben bu kişinin varlığından habersiz bir şekilde istediğimi yiyebiliyor, giyebiliyor ve yaşayabiliyorsam bir günahım var mıdır? O ihtiyaç sahibini bulup yardım etmek vazifem midir? Hesap gününde neden yardım etmediğim konusunda hesaba çekilir miyim?

Cevap:

Değerli Kardeşimiz;

Bir Müslüman tüm ihtiyaç sahiplerinden mesul olmasa da etrafında yardıma muhtaç halde bulunan kimselerden mesuldür.

Bir yerde ihtiyaç sahibi bulunsa, tüm belde halkı o kişiden mesuldür

"Ve Allah’a ibâdet edin, hem O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın; sonra ana-babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda kalmışa ve ellerinizin altında bulunan (kölelere ve bütün canlı)lara iyilik (edin)! Şübhe yok ki Allah, kendini beğenen, çok övünen kimseleri sevmez." (Nisa, 36)

"Hangi mahallede bir kişi aç kalırsa, o mahalle Allah'ın korumasından düşer." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/33)

Büyük müfessir Kurtubi ve hukukçu İbn Hazm, yukarıdaki ayete dikkat çekerek diyorlar ki; "Bir beldede bir kişi açlıktan ölecek olsa, o belde halkının tümü, ölenin katili sayılır ve ölenin diyeti, onlardan tahsil edilir." Emir-ül Müminin Hz. Ali, sesimizin gittiği yere kadar herkesten, yukarıdaki ayet bağlamında mesul olduğumuzu söylüyor. (Diyanet İşleri Başkanlığı Aylık Dergi, Nisan, Sayı 256, s.23)

İslâmiyet yardımlaşmayı, bütün maddî ve mânevî hayatımızı kapsayacak şekilde en geniş sınırları ile ele almış ve dinî-ahlâkî bir görev olarak ortaya koymuştur. Kur'an-ı Kerîm'in pek çok ayetinde bu konuya temas edilerek, müslümanlar yardımlaşmaya teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber (asm) de sayısız hadislerinde maddî ve mânevî yardımın insan hayatındaki önemini dile getirmiştir. Nitekim zekât vermekten, tatlı söz ve güler yüzle davranmaya kadar her şeyin iyilik kapsamına alındığını düşünürsek, dinimizin yardımlaşma sınırını ne kadar geniş tuttuğunu daha iyi kavrayabiliriz.

Günümüzde ise her türlü imkan elimizin altında olduğundan elbette bir mümin kardeşimizin ihtiyacını karşılamak çok da zor değildir. Yardıma muhtaçlara ulaşmak ve onlara yardım etmek her müminin boynunun borcudur. Aksi taktirde ahirette mesul olunacağı gibi daha dünyada iken de bunun cezası vardır. Nitekim hadis-i şeriflerde ihtiyaç sahiplerine gerekli yardım yapılmazsa oranın Allah'ın korumasından mahrum kalacağı bildirilmiştir.     

Cenab-ı Hak mümin kullarına, yoksulları görüp gözetmeyi emretmiştir

"Ve Allah’a ibâdet edin, hem O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın; sonra ana-babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda kalmışa ve ellerinizin altında bulunan (kölelere ve bütün canlı)lara iyilik (edin)! Şübhe yok ki Allah, kendini beğenen, çok övünen kimseleri sevmez." (Nisa, 36)

Yüce Allah’ın: "Yakın komşularınıza ve uzak komşularınıza”, iyilik edin" buyruğuna gelince: Yüce Allah, komşunun korunması, hakkının ye­rine getirilmesini emretmiş ve onun haklarına gereken riâyetin, gösterilme­sini de hem Kitabında, hem Peygamberinin diliyle tavsiye etmiştir. Nitekim yüce Allah, anne-baba ve akrabalardan sonra komşu hakkını söz konusu ede­rek: "Yakın komşularınıza” diye buyurduğu gibi: "Uzak komşularınıza" ya­ni yabancı komşularınıza da iyilik edin diye buyurmuştur. "el-Câr el-cunub"u yabancı komşu diye açıklayan İbn-i Abbas'tır. Sözlükte de "el-cunub" uzak ve yabancı demektir.

"Yoksullara iyilik yapın" buyruğu da aynı şekilde atıftır. Yani biz onla­ra yoksullara iyilik yapmalarını da emrettik. (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 5/190-191.)

"Yine bir vakit İsrâiloğullarından: “Allah’dan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, ana-babaya, akrabâya, yetimlere ve yoksullara iyilik (edeceksiniz),insanlara da güzellikle söyleyin, namazı hakkıyla edâ edin ve zekâtı verin!” diye sağlam söz almıştık. Sonra sizden pek azı müstesnâ, (hepiniz o sözünüzden)döndünüz, zâten siz yüz çevirici kimselersiniz." (Bakara, 83)

(Yoksullar demek olan) mesâkîn: İhtiyacın sakinleştirdiği (hareketsizleştirdiği) ve zelil kıldığı kimseler demektir. Bu buyruk sadaka vermeye, muh­taçları görüp gözetmeye, yoksul ve zayıfların durumlarını yakından takib et­meye teşvik anlamını da içermektedir. Müslim'in Ebû Hureyre'den rivayeti­ne göre Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur: "Dul kadının ve miskinin ihti­yaçlarını karşılamaya çalışan bir kimse, Allah yolunda cihad eden gibidir. -Zannederim şöyle de buyurdu:- Ve durmaksızın kıyam eden ile açmaksızın oruç tutan kimse gibidir." (Müslim, Zühd 41; Buhârî, Edeb 25, 26) (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 2/199-200)

Peygamber Efendimiz (asm) yoksul ve zayıfları himaye etmeyi emretmiştir

Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor:

"Resûlullah (asm buyurdular ki: "Bana zayıflarınızı arayın. Zîra sizler, zayıflarınız sebebiyle yardıma ve rızka mazhar kılınıyorsunuz." Ebû Dâvud, Cihâd 77, (2594); Tirmizî, Cihâd 24,  (1702); Nesâî, Cihâd 43, (6, 45-46)

Resûlullah (asm) burada fakirliği sebebiyle halkın zayıf addettiği kimselerin himâyesini, onların korunmasını, onlara yardım edilmesini emretmektedir. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/450-452)

Konu ile alakalı geniş malumat için "Dünyanın farklı yerlerinde muhtaç olan kardeşlerimize yardım etmek dini bir vecibe midir?" adlı sorumuza müracaat edebilirsiniz.

Allah'a emanet olunuz. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Etrafımızdaki ihtiyaç sahiplerinden mesul müyüz?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com