" Muhtelif " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Gayr-i müslimlere karşı davranış biçimimiz nasıl olmalı?

Selamunaleyküm. Bir müslüman gayr-i müslimlere nasıl davranmalıdır? Gayr-i müslimlerin davranış değişimlerinde bizim davranışlarımız nasıl değişmelidir?

Cevap:

Aleykum Selam Değerli Kardeşimiz;
Cenab-ı Hak ayet-i kerimede “Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin.” buyurmuştur
“Ey îmân edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirinin yârânıdırlar. Buna rağmen içinizden kim onları dost edinirse, artık şübhesiz o, onlardandır. Muhakkak ki Allah, zâlimler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyete erdirmez. (Maide, 51)
“Zamân-ı saâdette (Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm devrinde), bir inkılâb-ı azîm-i dînî vücûda geldi (büyük bir dînî inkılâb oldu). Bütün ezhânı (zihinleri) nokta-i dîne çevirdiğinden, bütün muhabbet ve adâveti (düşmanlığı) o noktada toplayıp, muhabbet ve adâvet ederlerdi. Onun için, gayr-ı müslimlere olan muhabbetten nifak (münâfıklık) kokusu geliyordu.” (Mektûbât, Münâzarât)

Ayetteki yasak onların bütün sıfatlarını değil, Yahudilik ve Hristiyanlık sıfatlarını sevmeyin manasındadır
"Herbir müslümanın herbir sıfatı müslüman olması lâzım olmadığı gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve san'atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh müslüman olan bir sıfatı veya bir san'atı, istihsan etmekle iktibas etmek (beğenmek ve almak) neden caiz olmasın? Ehl-i kitabdan bir haremin (hanımın) olsa elbette seveceksin." (Münazarat)
Bu ifadeden anlaşılan, bazı kâfirler taşıdıkları bazı sıfatları dolayısıyla ve yalnız o sıfatları için sevilebilirler.
Buna ters gibi görünen "Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin" ayetinin izahı için de Bediüzzaman Hazretleri, ayetteki yasağın onların bütün sıfatlarını değil, Yahudilik ve Hristiyanlık sıfatlarını sevmeyin manasında olduğunu söyler ve delil olarak da ehl-i kitaptan hanım alma cevazını ileri sürer.
Kâfirlere düşmanlık beslemek caiz olsa da kalbe düşmanlık sokmamak daha evladır
“Husûmet ve adâvetin (düşmanlığın) vakti bitti. İki harb-i umûmî (dünya savaşı) adâvetin ne kadar fenâ ve tahrîb edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. İçinde hiçbir fayda olmadığı tezâhür etti. Öyle ise, düşmanlarımızın seyyiâtı (günahları), -tecâvüz olmamak (Müslümanların haklarını çiğnememeleri) şartıyla- adâvetinizi celb etmesin (çekmesin)! Cehennem ve azâb-ı İlâhî kâfîdir onlara!” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye)
Demek ki, kâfirlere adavet etmek caiz olsa da kalbe düşmanlık sokmamak daha evladır. Yalnız bunun da istisnası mütecaviz kâfir olması durumudur. Eğer saldırı ve tecavüz halindeki kâfirler ise söz konusu olanlar, bunlara düşmanlık beslemek imanın ve mazlumun yanında olmanın bir gereğidir. Zira hadis-i şerifte, "Allah namına sevmek Allah namına düşmanlık beslemek" imanın en sağlam kulpu olarak nitelendirilmiştir.
Gayr-ı Müslimlerle insani ilişkiler sürdürülebilir
Gayr-i Müslimlerle insanî ilişkiler sürdürülür; hastaları ziyaret edilir, hediyeleşilir, selamlaşılır; dünyevî konulardaki bilgi ve becerilerinden yararlanılır komşuluk münasebetleri sürdürülür. (Şamil İslam Ansiklopedisi)
Bu tarz insani ilişkileri sürdürmekte herhangi bir sakınca yoktur.
Gayr-ı Müslimlere yumuşaklıkla yaklaşmak daha tesirlidir
Yahudi ve Hıristiyan topluluklarıyla onları irşad için (en güzel yoldan başkasıyla mücadele etmeden) gazaba, hiddete mağlup olmaksızın tam bir yumuşaklıkla, hayrı tavsiye edici bir şekilde tartışmaya, onları ikaza çalışılmalıdır. Bu şekilde hareket, ruhlar üzerinde daha fazla tesir bırakır. (Ömer Nasuhi Bilmen)
Kabalığa incelikle, sertliğe yumuşaklıkla, öfkeye hazm ile, gevezeliğe nasihat ile, şiddete vakar ile karşılık vererek hak ve gerçek delilleri açıklamak ve izah etmek gerekir. (Hak Dini Kuran Dili, Elmalılı Hamdi Yazır)
Dinimiz münakaşa etmeyi yasaklamıştır
“İçlerinden zulmedenler hâriç, ehl-i kitabla ancak o en güzel olan (sûret)le mücâdele edin ve deyin ki: “(Biz,) bize indirilene de size indirilene de îmân ettik; bizim İlâhımız da sizin İlâhınız da birdir ve biz ancak O’na teslîm olanlarız.” (Ankebut, 46)
“Allah, din husûsunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten ve onlara karşı âdil davranmaktan sizi yasaklamaz. Şübhesiz ki Allah, adâletli olanları sever.” (Mümtehine, 8)
Hz. Ebû Bekir (ra)’ın kızı Esmâ (ra) şöyle rivâyet eder: “Müşrik olan annem beni görmeye gelmişti. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a: ‘Onu evime kabûl edip ikram ve ihsanda bulunayım mı?’ diye sordum. Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm: ‘Evet annene ikram ve ihsanda bulun!’ buyurdular. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil oldu.” (İbn-i Kesîr, c. 3, 484)
Ebû Musâ (ra) anlatıyor:
"Resulullah (asm), beni ve Muaz’ı (ra) Yemen'e gönderdi ve şu tenbihte bulundu: "İnsanların dine (tatlılıkla) davet edin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyumlu olun geçimsiz olmayın……..” (Buhârî)
İslami ilimleri bilmeden tebliğ yapmak mümkün değildir. Ama yalnızca İslami ilimleri bilmekte sağlıklı bir tebliğ için yeterli değildir. Aynı zamanda kime, neyi, niçin, nasıl anlatılacağının da bilinmesi gerekir. Bazen yanlış hareketler, kazanılacak insanların kaybedilmesine veya bir kısım insanların Müslümanlardan ve İslam’dan soğumalarına sebep olabilir. Bu yüzden tebliğde başarılı olmak için tebliğ usulünü bilmenin büyük ehemmiyeti vardır.
Allah’a emanet olunuz. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Gayr-i müslimlere karşı davranış biçimimiz nasıl olmalı?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com