" Muhtelif " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Kanı helal olan müminler hangileridir?

Hangi ibadetlerin terki kişiyi had cezasına müstehak eder? Had cezası devlet eliyle mi uygulanır? Dar’ül Harp bir memlekette had cezaları geçerli midir?

Cevap:

Müslüman bir kişinin kanının helal olması meselesinde farklı rivayetler vardır
Resulullah (asm) şöyle buyurdu:
"Allah'tan başka ilah olmadığına, benim Allah'ın Resulü olduğuma şehadet eden Müslüman bir kişinin kanı ancak üç şeyden birisi ile helal olur; Zina eden Seyyib, cana karşı can ve dinini terk edip cemaatten ayrılan."
Hadis-i şerifte ancak şu üç gruptan birisine giren bir Müslüman’ın öldürülebileceği, bunların dışındakilerin kanlarının helal olmadığı bildirilmektedir.
1- Zina eden Seyyib: Seyyib sözlükte "dul" demektir. Bu hadiste sahih bir nikahla evlenip bir kerre bile olsa karı koca ilişkisi yaşamış olan erkek veya kadındır. Bu durumdaki erkeğe "muhsan" kadına muhsana" denir. Bu durumda olan bir erkek veya kadın ister evlilikleri devam etsin ister ayrılmış olsunlar veya taraflardan birisi ölmüş olsun zina ederse resmedilerek öldürülür. Recm cezasının uygulanması için zina eden kişinin o esnada evli bulunması şart değildir. Dul bile olsa recm uygulanır. Hiç evlenmemiş olan kadın ve erkeğe ise zina etmeleri halinde yüz sopa vu¬rulur.
2- Cana karşı can: Bir başkasını amden (kasden) ve öldürücü bir aletle öldüren kişi, maktulün yakınlarının kısas talebi durumunda öldürülür.
Hanefilere göre; hür bir Müslüman, hür bir Müslümana karşı kısas edildiği gibi zimmi (gayr-i müslim tebea) ya ve köleye karşı da kısasen öldürülür. Yani bir köleyi veya zimmiyi öldüren hür bir Müslüman öldürülür. İmam Malik, Şafii, Ahmed ve Leys'in de içinde bulunduğu Cumhura göre ise, hür bir Müslüman köleye veya zimmîye karşı öldürülmez. Bu hadisin mutlak oluşu Hanefilerin görüşüne delildir.
3- Dini terk edip cemaatten ayrılan kişi: Yani İslam’dan çıkıp İslam toplumundan ayrılan mürted; İmam Nevevi bu hükmün, tüm mürtedlere şamil olduğunu söyler.
Bazı alimler: "Cemaatten ayrılan" ifadesinden hareketle, hükmün bidat ve isyanla cemaatten ayrılan herkese şamil olduğunu söylerler.
Hadis-i şerif, Müslümanlardan kanı helal olanları bu üç gruba hasretmiştir. Ancak alimler daha başka delillere de dayanarak bu sayıyı arttırmışlardır. Mesela; İmam Şafi'ye (ra) göre namaz kılmayan birisi tevbe etmezse öldürülür. İmam-ı Azam'a (ra) göre ise öldürülmez. Şafii ulemasından Müzenî ve İmamü'l-Harameyn de İmam-ı Azam'ın (ra) görüşündedirler. Ayrıca bazı alimlere göre sihirbaz, bazılarına göre alenen silah çekip saldıran kişi (sâil) de öldürülür. Hz. Peygamber'e (asm) küfredenin öldürüleceği de ittifakla sabittir.
Bazı alimler bu sayılanlarla birlikte kanı helal olanları ona çıkarmaktadırlar. Ancak bunları hadisin üçüncü fıkrası altında toplamak mümkündür. (Ebu Davud)
Had cezaları bizzat ul’ülemr tarafından uygulanır
“Şimdi "Kısas'ı kim tatbik eder?" sualine cevap arayalım. Bu hususta yetkili olan Ulu'lemr veya naibidir. Eğer maktulün velisi, kısas hususunda tecrübeli ise, Ulu'lemr kendisine tatbik izni verebilir. Ancak tecrübeli değilse, izin verilmez. Bu hususta tecrübeli olan kimse, kısası, Ulu'lemr'in ve maktulün (öldürülenin) velileri huzurunda icra eder. Hiçbir mükellef, kan davasını bahane ederek keyfine göre hareket edemez.
Hadden öldürülenler hususunda af ve sulhte söz konusu değildir. Had uygulanırken öldürülen kimsenin velisine; herhangi bir yetki de verilmez. Zira öldürme "kısas" değil; haddir.” (Emanet ve Ehliyet)
Fıkıh kitaplarının ifadelerinden dar’ül İslam bir memlekette had cezalarının devlet eliyle olduğunu öğrenmekteyiz. Zaten dar’ül harb olan bir memlekette bu cezalar geçerli değildir;
Hadde güdülen gaye, insanları o suçu işlemekten sakındırmaktır. İslam Devlet Başkanı'nın dar-ı harbte velayet yetkisi yoktur. Öyle olunca, orada had uygulamak faydasız olmuştur. (Ebu Davut)
Ul’ülemr kimlerdir?
Ul’ülemr: Müslümanları şeriat namına idare eden (Halife, kadı, İslam reisi, padişah, sultan, reis-i cumhur, reis, müdür gibi) zatlardır. (Osmanlıca-Türkçe Sözlük)
İslâm Hukukuna göre, devletin ve onun başı olan organın en önemli fonksiyonu icra denilen yürütme erkinde kendini gösterir. Yani devlet ve onun yüksek otoriteyi temsil eden yürütme organı, Allah'ın kendilerine tanıdığı yetkiler çerçevesinde, şer'i hükümleri icraya memurdurlar. Günümüzde devlet başkanlığı, hükümet veya benzeri tabirlerle ifade edilen ve en yüksek otoriteyi temsil eden organ veya organlara eski hukukumuzda ül’ülemr denmektedir. (İslam Anayasası)
Dinden çıkan kişi (mürted) hakkındaki hüküm
İslam dininden çıkan birisi öldürülür. Dinden çıkmaya irtidadı, dinden çıkan kişiye de mürted denilir.
Mürtedin dünyevi cezasının ölüm olduğu, hadisler ve İslam ulemasının icmaı ile tesbit edilmiştir. Bu babtaki hadisler, dinden dönene verilecek cezayı net bir şekilde ortaya koyuyor. İslam müctehidleri, İslam dininden çıkan bir erkeğin öldürülmesi konusunda fikir birliğine varmışlardır. Ancak aynı cezanın İslam’dan çıkan kadına da uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır. Hanefilere göre, bu durumdaki bir kadın öldürülmez. Çünkü fahr-i kâinat Efendimiz (asm), bir hadisinde, savaş esnasında kadınları öldürmeyi men etmiştir. Cumhura göre ise İslam'dan çıkan kadınlar da öldürülür. Bunlar Muaz Bin Cebel (ra) Yemen'e gönderilirken, Resulullah'ın (asm) kendisine söylediği şu sözlere dayanırlar:
"Hangi erkek İslam’dan çıkarsa onu İslam’a davet et. Dönerse ne ala, aksi halde boynunu vur. Hangi kadın da İslam’dan çıkarsa onu tekrar davet et. Dönerse ne ala, aksi halde boynunu vur."
Cumhur, Hanefilerin dayandıkları hadisteki yasaklamayı, İslam'dan dönen değil de aslen kâfir olan kadının öldürülmemesine hamletmişlerdir.
Yukarıda naklettiğimiz Muaz hadisinden de anlaşılacağı üzere, mürted öldürülmeden önce tekrar dine davet edilir. Mürtede karşı uygulanacak esaslar şunlardır:
1- İrtidad bir şüphe neticesi olmuşsa, mürteddin bu şüphesi izale edilir, gerçek anlatılır.
2- Tekrar İslam’a dönmesi teklif edilir. Bazı alimlere göre, mürtedde düşünme fırsatı verilir. Düşünme müddeti konusunda üç gün ile bir yıl arasında değişen rivayetler vardır. Mürted bundan sonra yine İslam’a girmezse öldürülür. Dinden dönen şahıs bir yabancı ülkeye kaçar. ve oraya sığınırsa malı ve ailesi konusunda özel hükümler vardır. (Ebu Davud)
Namaz kılmayan hakkındaki hüküm
İmam Şafii'ye (ra) göre namaz kılmayan birisi tevbe etmezse öldürülür. İmam-ı Azam'a (ra) göre ise öldürülmez. (Ebu Davud)
"Namazı terk edenin dini yoktur." Cabir bin Abdullah (ra) demiş ki:
"Namaz kılmayan kâfirdir." Namaz kılmayanın kâfir olduğunu Peygamber Efendimiz’in (asm) de söylediği, sahih rivayetlerle sabittir. İlim ehli kimseler de Peygamber Efendimiz’in (asm) hadislerinden delil çıkararak;
"Özürsüz olarak vakti çıkıncaya kadar kasten namazı terk eden kimsenin kâfir olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir. Çünkü bu kimse, Yüce Allah'ın (cc) emrini terk etmeye cüret etmiştir. Rivayete göre Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuşlardır:
"Adamla küfür arasında namazın terki vardır.” (Müslim)
Nevevî dedi ki:
Namazın terkine gelince; kişi eğer namazın farzlığını inkar ederek kılmıyorsa, Müslümanların icmaıyla kafirdir ve İslam dininden çıkmıştır. Meğer ki, henüz yeni Müslüman olmuş ve Müslümanlık hakkındaki bilgisi az olan biri olsun. Ama farzlığına inandığı halde tembellik ederek namaz kılmıyorsa, onun durumu hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir. Nitekim insanların çoğu bu durumdadır.
Malikîler ve Şafiler dediler ki:
Böyle bir kimse tekfir edilemez. Ancak fasık olduğu söylenebilir. Tevbe etmesi kendisinden istenir. Tevbe ederse ne âlâ. Aksi takdirde tıpkı evli zinakar gibi onu öldürürüz. Yalnız kılıçla öldürülür.
Hanefîler ve İmam Şafiî'nin arkadaşı Müzenî dediler ki:
Böyle bir kimse tekfir edilmez ve öldürülmez. Ancak tazir edilir ve hapse atılır. Namaza başlayıncaya kadar hapiste tutulur. Öldürülmez! Çünkü Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuşlardır:
“Bir Müslüman’ın kanı üç şeyden biri olmadıkça helal olmaz.” Bu üç şey arasında namaz kılmama sayılmış değildir. Namaz kılmayan kimse, asi Mümindir.
Hanbelîler ile Abdullah bin Mübarek, İshak Bin Rahaveyh ve Şafiî'nin bazı ashabı dediler ki:
Namazı mazeretsiz olarak, kasten terk eden kimse kafir olur. Bu söz, Hz. Ali’den (ra) de nakledilmiştir. Bu görüşte olanlar, delil olarak şu ayet-i kerimeyi ileri sürmüşlerdir:
"Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse peşlerini bırakın. Resulullah (asm) buyurdu:
"Allah'tan başka ilâh yoktur" deyinceye, namaz kılıncaya ve zekat verinceye dek insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaparlarsa kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar.” (Buhari)
Resulullah’ın (asm); "Kişiyle küfür arasında namazın terki vardır." sözünü tevil etmişler ve bunun, namazı terk etmekle kişi kâfirlerin cezasına müstahak olur -ki o da öldürülmektir- manasına geldiğini söylemişlerdir. Ya da "namazı terk etmeyi helâl sayan kimse kâfir olur." manasına geldiğini söylemişlerdir. Ya da "Namaz kılmamak, küfür muamelesi olduğu için insanı küfre götürür" manasına geleceğini söylemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir. (Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı)
Orucu terk eden hakkındaki hüküm
Cenab-ı Hak ayet-i kerimelerde açıkça orucu farz kılmıştır. Farz ibadetler her mümin için yapılması kesin emir olunmuş işlerdir. Farz ibadetlerin terkinde ceza, yapılmasında da mükâfat vardır. Ramazan orucunu "özürsüz olarak" terk eden İslamiyet’in büyük bir rüknünü terk ettiği için günahkârdır.
“İslam’ın kulpları (tutunulacak esasları) ve dinin temelleri üçtür, İslam bunlar üzerine bina edilmiştir. Kim bunlardan birini terk ederse, onu inkar etmiştir. Kanı helal olur. Bunlar:
1. Allah’tan (cc) başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirmek,
2. Beş vakit namaz,
3. Ramazan orucu” (Ebu Ya’la)
Âlimlerin görüşüne göre dinî özür olmadan Ramazan orucunu tutmayıp, farz olduğunu inkar etmeyen kişi kafir olmaz, fakat günahkâr olur. Ahirette büyük bir ceza çeker. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Kanı helal olan müminler hangileridir?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com