" Muhtelif " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Nefis niçin yaratılmıştır?

Allah’ın (cc) nefsi yaratmasındaki hikmet nedir?

Cevap:

Nefis; Allah’ın (cc) isim ve sıfatlarını anlamak için bir mizandır

Maddi cesedimizin nasıl azaları, organları varsa, ruhumuzun da latifeleri vardır. Bu latifelerin birisi de nefistir. İnsanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedâr azaları ve hisleri vardır. Tabii ki bu latifelerin hepsi kıymetçe ve vazifece bir değillerdir. Yanlış yolda kullanıldığında insanı esfel-i safiline (aşağıların en aşağısı) düşüren nefis, tezekki etmek (kötü hallerden temizlenmek) şartıyla istikamet üzere kullanılırsa bütün insân latifelerinin üstüne çıkar.
Peygamberimiz (asm):
“Allah Adem’i kendi sureti üzere yarattı” buyurmuştur. (Buhari, Müslim)
Bu müteşabih hadisi alimler “Allah (cc) Adem’i isim ve sıfatlarını gösterecek şekilde yarattı.” manasında tefsir etmişlerdir. Çünkü Allah (cc) isim ve sıfatlarıyla, insan suretiyle zahir olur. İşte bu hadisinde ifade ettiği gibi Allah (cc) bütün isimlerini, sıfatlarını insanda tecelli ettirmiştir. Bütün bedenin organları ve ruhun latifeleri bu isimlerin mazharlarıdır. Örneğin; göz Basir, kulak Semi’ ismine, hafızamız Hafiz, ilmimiz Alim ismine birer mazhardır.
Nefis bir latifedir, fakat onun diğer latifelerden çok farklı bir yönü vardır. O, santral gibi bütün bedendeki organlarla ve ruhdaki latifelerle irtibatlıdır. Onlara sahiplenir, her şeyi kendine nisbet eder, bu yönüyle insan ruhunda merkezi bir rol oynar. Aynı zamanda o, kendisinde var olanlarla bir kıyaslama yaparak, Allah’ın (cc) isim ve sıfatlarını anlamaya da vesiledir.
Bütün organ ve latifelere sahiplik iddia eden nefsi, Allah (cc) insana kendini tanıması için vermiştir. Bu yüzden “Nefsini bilen, Rabbini bilir” denilmiştir.
Allah (cc) insanın eline emanet olarak, Rubûbiyyetinin (terbiye ediciliğinin) sıfat ve hakikatlarını gösterecek, tanıttıracak, bir nefis vermiştir. Tâ ki o nefis, bir vâhid-i kıyâsî (ölçü aleti) olup, Cenab-ı Hakk’ın Rubûbiyyetin (bütün mahlukatı terbiye etmesi) sıfatları ve Ulûhiyyetin (İlahlığının) icraatları bilinsin. Yani insan “Nefsi” ile kendisindeki organ ve latifelere sahiplensin, onları kullansın, daha sonra kendisinde var olanlarla bir kıyaslama yaparak Allah’ı (cc) tanısın.
İnsan nefsi ile bir rubûbiyyet, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim çizer. Bir sınır tayin eder. Nefsi ile Allah’a (cc) ait sıfatlara vehmi, hayali bir had koyar. “Buraya kadar benim, ondan sonra O’nundur (cc)” diye bir taksimat yapar. Kendindeki ölçücükler ile, Cenab-ı Hakk’ın esma ve sıfatlarının mahiyetini yavaş yavaş anlar.
Mesela: “Ben bu eve mâlik olduğum gibi, Yaratıcım (cc) da da şu kâinatın mâlikidir.” der ve cüz'î ilmiyle onun ilmini anlamaya çalışır.
Mesela: “Ben şu evi nasıl yaptım ve düzenlediysem öyle de şu dünya hânesini birisi yapmış ve tanzim etmiş” diye kıyaslamalar yapan insan nefsi en nihayette Cenab-ı Hakk’ın sonsuz azamet ve kudretini anlar, esma ve sıfatlarına aynadarlık yapmak için kendini ıslah eder.
Fakat burada en mühim nokta “Nefsimiz”deki sahiplenmenin hakiki bir sahiplenme değil, farazi bir sahiplenme olmasıdır. Çünkü bütün mevcudatın hakiki sahibi Allah’dır (cc). Mesela nasıl birisi bize geçici olarak kullanmamız için bir emanet verse biz onun gerçek sahibi olmadığımız için, o eşya üzerinde geçici olarak bir malikiyet iddia ederiz. Ama sahip olmadığımız için hakiki malik biz değilizdir, bize emanettir. Aynen bu şekilde “Nefsin” kendisindeki şeylere sahiplenmesi farazidir, hakiki değildir.
Evet nefsimizi istikamet üzere kullanmakta şu 5 noktaya dikkat etmemiz gerekiyor:
1. Kendi halimizi tesbit. (Ben çocuğumu terbiye ediyorum.)
2. Kıyası binnefsle Allah’ın (cc) isimlerini öğrenmek. (Ben nasıl çocuğumu terbiye ediyor, yapacağı şeyleri öğretiyorsam, Allah’da (cc) bütün varlıklara yapacakları şeyi öğreterek onları terbiye etmektedir. Mesela; kuşlara uçmayı, arıya bal yapmayı, karıncalara yer altında yuva yapmayı öğretiyor.)
3. Farazi malikiyeti terk. (Her ne kadar ben çocuğumu terbiye ediyor isem de, terbiye etme kabiliyeti benim değildir. Bu kabiliyeti bana veren Allah’dır (cc). Dolayısıyla bendeki bu duygunun sahibi Allah’dır (cc).)
4. Allah (cc) ile münasebetimizi ayarlamak. (Ben çocuğumu terbiye ederken, çocuk benim dediğimi yapınca ondan razı oluyorum, isyan edince kızıyorum. Allah’da (cc) Kuran’la, Peygamberi’yle (asm) beni terbiye ediyor. Eğer onun rububiyetini kabullenir, emrettiklerini yaparsam benden razı olur, yapmazsam bana gazab eder.)
5. Diğer insanlarla aramızdaki münasebetleri ayarlama. (Çocukta, çocuğu terbiye etme kabiliyeti de bana emanet olarak verilmiştir. Ben çocuğu istediğim gibi terbiye etme selahiyetine sahip değilim. Allah (cc) nasıl terbiye etmemi istiyorsa öyle terbiye etmeliyim. Aksi halde emanete hıyanet etmiş olurum.)
Nefsine bu nazarla bakan bir insan, emaneti hakkıyla eda eder, kendisindeki ölçücüklerle Allah’ı (cc) tanır, kendisinde var olan maddi veya manevi her şeyin Allah’a (cc) ait olduğunu tasdik eder, nefsine bir hisse çıkarmaz. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle der:
“İşte mahiyyetini şu tarzda bilen ve iz'an eden (kabullenen, benimseyen) ve ona göre hareket eden “(Ki) onu (o nefsini, günahlardan) temizleyen muhakkak kurtulmuştur.” (Şems, 9) ayetinin müjdesinde dahil olur. Emaneti hakkıyla edâ eder ve o nefsinin dürbünüyle, kâinatın ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü anlar. “Sonra da ona (o kişiye) günâhını ve takvâsını (neyin isyan, neyin itâat olduğunu bildirerek) ilhâm edene (yemîn olsun)” (Şems, 8) der. Hakikî ubudiyyetini takınır. Makam-ı “ahsen-i takvîme” (yukarıların en yukarısı) çıkar.”
İnsan kendi şahsı ve içinde olduğu âlemle, Allah (cc) ve kainat arasında yaptığı kıyaslamalarla, marifetullahı (Allah’ı bilmek) kazanır, kainattaki olayların künhüne vakıf olur. Uluhiyet ve rububiyeti kendine değil Allah’a (cc) nisbet eder.
Hülasa; nefis Allah (cc) tarafından insana kendini tanıması, marifetullahı elde etmesi için verilmiş bir duygudur. Onu bu maksat için kullananlar hem Allah’ı (cc) tanır, hem de nefislerini kolayca terbiye ederler. Nefislerine müstakil, Allah’la (cc) irtibatı kesik olarak bakanlar ise, rububiyet ve uluhiyeti kendilerine nisbet ederek firavunlaşır, azgınlaşırlar.

Nefis; insanın imtihan neticesi olarak yaratılmıştır

Nefis insana Allah’ı (cc) tanıması için verilmiştir ama, nefsin verilmesinin tek sebebi bu değildir. İkinci ve en büyük sebep insanın imtihanına vesile olması içindir. Şöyle ki:
Bediüzaman Hazretleri varlık âlemindeki -maddi veya manevi- bütün hareketlerin temelinde zıtlar arası çatışmanın, mücadelenin olduğunu söyler. Kainatın bütününde cereyan eden bu kanun, insanın iç âleminde de cereyen etmektedir. İnsanın iç âlemindeki zıtlık nefis ile kalp arasında cereyan etmektedir. Allah (cc) kalp ile nefse bir takım cihazlar, kabiliyeler vererek onları karşı karşıya getirmiştir. Kalp Allah’a (cc) iman eder ve ona itaat ederek, rızasını kazanmak ister. Nefis ise müstakil olarak hareket etmek, her türlü lezzetleri tatmak ister. Kalp ile nefis arasındaki bu zıtlık, çatışmaları netice verir, bu çatışma ise, insan fıtratındaki kabiliyetlerin harekete geçmesine ve inkişafına vesile olur. Bu inkişaflar ise, firavunlardan, sıddıklara kadar geniş bir dairede insanların derecelenmesine vesile olur.
Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız:
Kur'ânın tezgâhında yapılan takvadır.
Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Sünnet-i Seniyesidir.
Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Nefis niçin yaratılmıştır?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com