" Muhtelif " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Şefaat hak mıdır?

Ahirette Peygamber Efendimizin (asm), velilerin, mübarek zatların şefaati olacak mı?

Cevap:

Değerli Kardeşimiz;

Ahirette şefaatin olacağı kitap ve sünnetle sabittir
Şefaat; bir kimsenin bağışlanmasını istemek; bir kimseden, başka bir kimse için iyilik yapmasını ve zarardan vazgeçmesini rica etmek; yardım etmek; başkası hesabına yalvarmak, rica etmek; birinin önüne düşüp işinin görülmesi için dua ve niyazda bulunmak demektir.
Ahiretteki şefaat, dünyada işlenen bazı günahların âhirette cezalandırılmasından vazgeçilmesi için talebte bulunmak, aracı olmak ve bunun için dua etmektir. Şu halde şefaat, bir müminin günahlarının bağışlanması için Allah'a dua edip yalvarmaktır. Nitekim Hz. Peygamber (asm), "Her Peygamberin bir duası vardır. Ben ise, inşaallah duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için saklamak istiyorum" buyurmuştur (Buhârî, Daavât, I; Tevhid, 31; Müslim, Nşr. M. Fuâd Abdulbaki, İman, 86).
İnsanlara rahmet eden ve onları rızıklandıran şüphesiz Allah’tır. Mesela; ‘Bağ veya bahçemizdeki bir ağaç son iki yılda şu kadar meyve verdi.’ dediğimizde ağacı da meyveyi de Allah’ın yarattığını biliriz. Ağacı rahmetine vesile etmiş, sebep kılmıştır. Fakat mecaz olarak bu ifadeyi kullanırız.
Kulun günahını da ancak Allah affedebilir. Peygamberlerden ya da velilerden şefaat talep etmek onları vesile yapmaktır, yoksa elbette affı verecek olan Allah’tır. Ama bu affı, dilediği seçkin kullarının hatırı için yapmakla onların şerefini bütün mahşer ehline ilân eder. Bu şerefe en fazla mazhar olan zat da, Makam-ı Mahmud’a eriştirilmiş olan Peygamber Efendimiz’dir (asm).
Eğer Rabbimiz bizlere herhangi bir hayrı başkasının eliyle veriyorsa, biz o hayırda yine O’nun rahmetini görüp, şükrümüzü O’na yapmalıyız. Affa mazhar olmak da bir hayırdır. Bu da ancak Allah’tan beklenir.
Kişi, günahlarını ancak Allah’ın affedebileceği şuurunda olmalıdır. O’nun razı olduğu kullardan şefaat istenilmesinde de bir sakınca yoktur.
Ahirette, kendilerine şefaat izni verilen her şefi'in şefaatinın sınırı, Allah katındaki yakınlığı ve derecesi nisbetinde nail olacağı izin ve imkânın şâmil olduğu günahkâr müminler ile mütenasibtir. Şefaat olunacak müminlerin de şefaat edilmeye lâyık olmaları şarttır.
Allah'ın, kullarından faziletli birisinin diğer bir mümin için hayır isteğine icabet ederek bundan bir zararı gidermesi yahut onun günahlarını affetmesi, insanlara sonsuz nimet ve lütuflarının bir kısmıdır. Müminin, mümin kardeşinin günahlarının affı için duası Allah katında ona şefaati türündendir. Allah katında hayırlı bir kulun bu duası ister dünyada iken sağ olan mümin için olsun, ister ölmüş mümin için olsun yahud âhirette meydana gelsin aynıdır. Dünyada iken Hz. Peygamber'in (asm) müminlere duası, onlara bir çeşit şefaatidir. O daha bu dünyada hayatta iken müminlere dua ederek şefaatta bulunmuştur. Nitekim Hz. Âişe'nin (ra) naklettiğine göre, Rasûlüllah (asm) çok defa geceleri yatağından kalkar, mümin ölülere Allah'tan mağfiret istemek için "Bakîu'l-Ğarkad" mezarlığına giderdi (Müslim, Cenaiz, 35).
Yüce Allah'ın kendi yanında mukarreb ve derecesi yüksek bir kulunun diğeri hakkında şefaatini -birine kendi katında itibarı olduğunu göstererek ikram için, ötekine zayıf ve muhtaç olduğundan rahmet olarak- kabul etmesine aklen hiçbir engel yoktur. Allah'ın âhirette, peygamberlerine ve râzı olduğu bir takım zatlara şefaat etmeleri için müsaade etmesi, kendisinin bileceği adalet ve lütuf kanununa dahil olan hikmetindendir. Uhdesinde kul hakları bulunanlar hariç, günahkâr müminleri Allah Teâlâ'nın, lütuf ve fazlıyla affetmesi caiz olunca, peygamberler, mukareb ve iyi kimselerden birinin şefaatina mazhariyetleri halinde bunların Allah'ın mağfiretine nail olmaları da mümkündür.
Peygamber, velî, şehid ve bildikleri ile amel eden imanlı âlimler ve kâmil müminler gibi Allah'ın müsaade ettiği, rızasına mazhar olmuş, nezdinde bir değer ve yakınlığa erişmiş kimselere şefaat etme izni verilebilecektir:
“…İzni olmadan O’nun huzûrunda şu şefaat edecek olan kimdir?...” (Bakara, 255)
“…O’nun izni olmadan hiçbir kimse şefaat edici değildir!...” (Yunus, 3)
“(O gün,) Rahmân’ın katında söz (izin) almış olanlardan başkası şefaat (hakkın)a sâhib olmayacaktır.” (Meryem, 87)
“O gün, Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve sözce kendisinden râzı olduğu (konuşmasına izin verdiği) kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha, 109)
“O’nu bırakıp da (kendisine) yalvarageldikleri şeyler, şefaate sâhib değillerdir; ancak (yakinen) bilerek (ve iman ederek) hakka şâhidlik edenler müstesnâ.” (Zuhruf, 86)
Peygamberler ve diğer şefaatçilerin şefaatleri, Allah'ın râzı olacağı ve haklarında şefaat edilmeğe izin verdiği kimseler hakkında olacaktır:
“(O melekler) söz ile O’nun önüne geçmezler (kendiliklerinden söylemezler) ve onlar ancak O’nun emriyle iş yaparlar. (Allah) onların önlerindekini ve arkalarındakini (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir; (O’nun) râzı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler ve onlar O’nun korkusundan titreyen kimselerdir.” (Enbiya, 27-28)
“O gün, bir dostun bir dosta hiçbir faydası olmaz ve onlar yardım olunmazlar. Ancak Allah’ın merhamet ettiği kimseler müstesnâ. Şübhesiz ki Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet edici) olan ancak O’dur.” (Duhan, 41-42)
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün kalkıp gulûl'ü (yani ganimet malından çalma) hatırlattı, bunun kötülüğünü, günahının büyüklüğünü belirtti ve bu meyanda şunları söyledi:
"Sakın sizden birini, kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde bana gelmiş: "Ey Allah'ın Resûlü, bana yardım et!" diye yalvarıyor ve kendimi de cevaben: "Senin için hiçbir şey yapamam, ben sana tebliğ etmiştim" der bulmayayım..." [Buharî, Cihâd 189; Müslim, İmâret 24, (1831).]
Kâfirler için şefaat kapıları kapalıdır
“Ve öyle bir günden sakının ki, (o gün) kimse, kimse nâmına bir şey ödemez, ondan (Allah’ın izni olmadıkça) bir şefaat de kabûl edilmez, ondan bir fidye de alınmaz ve onlar yardım (da) olunmazlar!” (Bakara, 48)
“Hem öyle bir günden sakının ki, (o gün) kimse, kimse nâmına bir şey ödemez, ondan bir kurtuluş bedeli kabûl edilmez, hem ona (Allah izin vermedikçe) şefaat fayda vermez, onlara yardım da edilmez!” (Bakara,123)
“Ey iman edenler! İçinde ne bir alış-veriş, ne bir dostluk, ne de (Allah’ın izni olmadıkça) bir şefaat bulunan bir gün gelmeden önce, sizi rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf edin! Kâfirler ise, zâlimlerin ta kendileridir.” (Bakara, 254)
“Şübhesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındaki (günah)ları ise, (kendi lütfundan) dilediği kimse için affeder…” (Nisa, 116)
“(Onlar o Kitâb’ın) haberinin (kıyâmetin) ortaya çıkmasından başka bir şey beklemiyorlar. O’nun haberi (o âkıbet) geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri (bize) hakkı getirmişler. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler veya (dünyaya) geri döndürülür müyüz ki yapmakta olduklarımızdan başkasını yapalım?” (Onlar) gerçekten kendilerini hüsrâna uğratmışlardır ve uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitmiştir.” (Araf, 53)
“…Zâlimler için ne bir dost, ne de (himâyesi) kabûl edilir bir şefaatçi bulunur!” (Mümin, 18)
“…Sizin için O’ndan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Hiç ibret almaz mısınız?” (Secde, 4)
“De ki: “Şefaat tamâmen Allah’a âiddir. Göklerin ve yerin mülkü, O’nundur. Sonra ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer, 44)
“Artık şefaatçilerin şefaati onlara (kâfirlere) fayda vermez!” (Müddessir, 48)
“O gün kimse, kimse nâmına bir şeye mâlik olamaz! Ve o gün emir ancak Allah’ındır.”(İnfitar, 19)
Âhirette peygamberlerin hepsine müminlere şefaat etme hakkı tanınmıştır. Fakat kafirlere Peygamberler bile şefaat edemeyeceklerdir. Kâfirler layık oldukları cezâlarını çekeceklerdir. Hz. İbrahim'in -âhirette babası ile karşılaştığında- onun için hiçbir şefaatte bulunamaması, Allah'tan "Kâfirlere ben cenneti haram kıldım " cevabını alması da buna delâlet eder.
“…Şu muhakkak ki, kim Allah’a şirk koşarsa, artık şübhesiz Allah, ona Cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer ateştir! Zâlimler için hiçbir yardımcı da yoktur.” (Maide,72)
Her peygamber kendi ümmetine şefaat edecektir. İnsanlar muhakeme olunmak için mahşerde toplandıklarında, peygamberler, "Allah'ım selâmet ver, Allah'ım selâmet ver" diye duâ edeceklerdir. Peygamberlerin ve Hz. Peygamberin şefaati “Şübhesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındaki (günah)ları ise, (kendi lütfundan) dilediği kimse için affeder…” (Nisa, 116) âyetinin hükmünce, Allah'ın izniyle müminlere şamil olabilecektir. Nitekim Hz. Peygamber (asm) hadislerinde büyük günah işleyenler de dahil, müminlerin şefaatine nail olacaklarını söylemiştir (Buhârî, Rikak, 51; Ebû Dâvûd, es-Sünne, 20; Tirmizi, II, 66).
Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma Makam-ı Mahmud verilmesi, umum ümmete şefaat-i kübrasına işarettir.
Peygamberler içinde ilk defa şefaat edecek ve şefaati kabul olunacak peygamber, Hz. Muhammed'dir (asm). (Müslim, Fadâil, 2). Âhirette Hz. Muhammed'in (asm) bu ilk şefaati, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umûmî ve büyük şefaattir. Hz. Peygamber'in (asm) birçok hadis kitaplarında zikredilen bu büyük şefaatinin (eş-Şefâ'atü'l'uzmâ) ana hatları şöyledir: Allah, insanların hepsini düz ve geniş bir sahâda hüküm ve hesab için toplayacaktır. Orada insanların meşakkat ve gamı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bu sırada insanların bir kısmı, diğer bir kısmına, "Size erişen şu fâciayı görmüyor musunuz? Rabbinize size şefaat edecek birisine gidiniz" derler. Sırasıyla Âdem (as), Nûh (as), İbrahim (as), Mûsâ (as) ve İsâ (as) peygamberlere gelirler. Bu peygamberlerden her biri onları diğerine gönderir. Nihayet Hz. İsâ (as), onları Hz. Muhammed’e (asm) gönderir. O vakit Hz. Peygamber (asm) Arş'ın altında secdeye kapanır. Allah ona secdesinde yapılacak hamdlerin en güzelini ilham eder. O Allah'a hamdettiği sırada "Başını kaldır, iste, verilir. Şefaat eyle şefaatin kabul olunur" cevabını alır. Muhakemeye başlanır. Bundan sonra Hz. Peygamber'in şefaatiyle imanlılardan bir miktar cehennemden çıkarılır. Rasûlüllah, bir kaç defa daha secdeye kapanarak Allah'a hamd ve dua eder. En nihayet onun şefaatiyle, Allah'ın izin ve takdiri dahilinde müminlerden büyük bir çoğunluk cehennemden çıkarılacaktır. İşte Hz. Peygamber'in (asm) haiz olduğu bu şefaat makamı "Makâm-ı Mahmûd"dur. ( Buhârî, Tevhid, 24; Müslim, İman, 84)
“(Habîbim, yâ Muhammed!) Hem gecenin bir kısmında (uyanıp) da sana mahsus bir fazla (farz namaz) olmak üzere, onunla (Kur’ân’la) teheccüd (namazı) kıl! Tâ ki Rabbin, seni Makam-ı Mahmûd’a (övülen bir makama) ulaştırsın.” (İsra, 79)
Hz. Peygamber'in şefaatiyle hesaba ve sorguya çekilmeden Cennet'e girecekler de olacaktır (Buhârî, Tefsir, Sûre 18; Müslim, İman, 84).
Cennet'te derecelerin artırılması için ilk şefaat edecek peygamber Hz. Muhammed (asm)'dir. Bundan dolayı Hz. Peygamber bir hadisinde, "Cennet'te insanların ilk önce şefaatte bulunanı benim" buyurmuştur (Müslim, İman, 85).
Bediüzzaman Hazretleri enbiya ve evliyaya kuranın tarif ettiği tarzda muhabbetin neticesi olarak ehli imana şefaat konusunda şu müjdeyi vermiştir;
Enbiyâ ve evliyâya Kur'ân'ın tarif ettiği tarzda muhabbetin neticesi: O enbiyâ ve evliyânın şefaatlerinden berzahta, haşirde istifade etmekle beraber, gayet ulvî ve onlara lâyık makam ve füyüzâttan o muhabbet vâsıtasıyla istifâza etmektir. Evet, “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” sırrınca, âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âlî-makam bir zâtın tebâiyetiyle girebilir. (Sözler, 32.söz)
Sünneti ile dalâlet ve bid'at ve dinsizlik ateşlerinden kurtaran mensup olduğumuz şeriatın mübelliği; burada halâs ve mukavemetle, âhir hayatımızda imân ile haşr-i ekberde şefaatıyla inşaallah ebedî sevindirecektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi)
Ayrıca bakınız;

Peygamberimizin (asm) şefaatini ve velilerin tasarrufunu istemek şirk midir?
 
Allah’a emanet olunuz. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Şefaat hak mıdır?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com