" Muhtelif " 2 yorum

 

 Sahabenin Sünnet Karşısındaki Titizliği

Sahabelerin "Resûlallah’ın (asm) yapmadığı bir şeyi ben nasıl yaparım?" demeleri, sünnete ne derece ehemmiyet verdiklerini gösteriyor

Ashab-ı Kiram'ı "en büyük ve yegâne davası Allah'ın rızasını aramak olan nesil" olarak tarif edebiliriz. Onlar hayatın gerçek manasını, yaratılışın hakiki gayesini hakkıyla bilen insanlardı. Resûlullah (asm) onlara öncelikle bu dersi vermiş idi. Bu sebeple, her hareketleriyle, her yaptıklarıyla, her düşündükleriyle sadece ve sadece Allah'ın rızasını arıyorlardı.
Onların, Nebîlerinden (asm) ve kitapları olan Kur'ân-ı Kerîm'den aldıkları derse göre, hayatlarının gayesi olan Allah'ın rızasını kazanmanın da tek yolu vardı: Sünnet'e uymak, Hz. Peygamber’in (asm) yolunda gitmek. Çünkü Cenâb-ı Hak, en güzel olanı, en ideal olanı en iyiyi, en hayırlıyı Resûlullah (asm) vasıtasıyla kendilerine öğretiyordu, her şeyin, bütün yolların, tarzların en iyisi O’nda (asm) vardı.
O'nda (asm) olanlar mutlak güzeldi, her çeşit kirlilikten, bulanıklıktan, şâibeden uzak, güzeldi. Çünkü ilâhî garanti vardı: O (asm) başıboş, hevâsına tâbi değildi. Vahiyle konuşur, ilâhi murakabe altında hareket eder davranırdı. Öyle ise O’na (asm) koşmalı, onun sünnetine sarılmalı, onun sünnetinde olmayan her şeyden kaçmalı, sünnetine zıd düşen her şeyi, yakıp yutucu ateş bilmeli idi. Rabb'ül-âlemin de böyle emrediyordu: Mü'min, Resûlünü tam bir aşkla sevecek, sünnetine eksiksiz teslim olacak idi:
"De ki: `Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabîleniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesâda uğramasından korka geldiğiniz bir ticâret ve hoşunuza gitmekte olan meskenler size Allah'dan, O'nun Peygamberinden ve O'nun yolundaki bir cihâddan daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleye durun. Allah fâsıklar gürûhunu hidâyete erdirmez." (Tevbe, 24)
Öyle ise yapılacak bir işi önce O'nda (asm), O'nun (asm) söz ve fiillerinde, yani sünnette aramak, sünnete uyuyorsa yapmak, uymuyorsa terketmek, uyup uymadığı belli değilse ihtiyatlı davranmak gerekiyordu. Buna sünnete teslimiyet diyoruz.
İşte, Ashab’a (ra) hâkim olan bu ruhu iyice kavramada, onların sünnet karşısındaki tutumlarını anlamak için, öncelikle zihnimizde onlardaki sünnete teslimiyet ruhunu canlı tutmamız gerekmektedir.
Meselâ, Kur'ân-ı Kerîm'in kitap hâline konması (tedvin) hadisesini düşünelim. Tanınmış Kur'ân hafızlarının Ridde harplerinde birer birer şehîd olmaya başlamaları üzerine Hz. Ömer (ra), Kur'an-ı Kerîm'in, istikbalinden endişe etmeye başlar. Çünkü Resûlullah (asm) vahyin ne zaman kesileceğini bilmediği, hayatının son günlerine kadar vahiy gelmeye devam ettiği için, Kur'ân-ı Kerîm'e nihâî bir şekil, bir kitap düzeni vermeden vefat etmişti. Tâbir câizse Kur'ân-ı Kerîm âyetleri vardı, fakat Kur'ân-ı Kerîm diye müstakil bir kitap henüz yoktu. Ayetler, sureler birbirinden ayrı parçalar üzerinde idi.
Hz. Ömer (ra) bu parçalara bir kitap şeklinin verilmesi gereğini hissediyordu. Ama bunu Resûlullah (asm) yapmamıştı. Bu işe emir verecek yetki ve makamda da değildi.
Hissiyâtını müslümanların başı ve yetkilisi ve Resûlullah’ın (asm) halifesi olan Hz. Ebu Bekir’e (ra) açtı. Fakat ne garib, Hz. Ebu Bekir bu fikri yadırgamış ve reddetmişti; gerekçesi açık: “Bu iş Resûlullah’ın (asm) yapmadığı bir işti.” Hz. Ebu Bekir'in (ra) Hz. Ömer’e (ra) verdiği cevap aynen şöyledir:
"Resûlallah’ın (asm) yapmadığı bir şeyi ben nasıl yaparım?"
Hz. Ömer'in (ra) mesele üzerine ısrarı karşısında yumuşamak zorunda kalan Hz. Ebu Bekir (ra), Resûlullah’ın (asm) vahiy kâtibi Zeyd İbnu Sâbit’i (ra) görmesini söyler. Hz. Ömer’in (ra) teklifi karşısında şaşıran Zeyd İbnu Sâbît (ra) de aynı cümleyi söyler:
"Resûlullah’ın (asm) yapmadığı bir şeyi ben nasıl yaparım?"
Hz. Ömer (ra) ısrar eder, bunda hayır olduğunu açıklar. Sonunda Hz. Peygamber’in (asm) cem işini yapmamış olması, bu işi yapmanın kerih veya haram olduğu manasına gelmeyeceği anlaşılır.
Cenâb-ı Hak onun kalbini de, Hz. Ebubekir'in (ra) kalbi gibi bu işin hayırlı olacağı hususunda açar. "Yardımcılar verilmek" şartıyla kabul eder. Kabul eder ama, Resûlullah’ın (asm) yapmadığı bu işi yapmayı, öylesine ruhuna ağır bulur ki:
"Sırtıma bir dağ konsaydı bu kadar ağır olmazdı!" demekten de kendini alamaz.
Abdullah İbnu Ömer (ra) sünnete teslimiyeti öylesine ince noktalara götürmüştür ki bu mesele de darb-ı mesel olmuştur:
İbnu Ömer (ra) bir sefer sırasında yoldan ayrılıp tekrar gelir. Niçin böyle yaptığı sorulduğunda, bu yerde sefer sırasında Hz. Peygamber’i (asm) de öyle yapar gördüğünü söyler. Yine İbnu Ömer (ra), Mekke ile Medine arasında yer alan bir ağacın altında kaylûle (gündüz uykusu) yapar, niçin diye sorulunca, "Bu ağacın altında Resûlullah (asm) uyumuştu" der. Resûlullah (asm) Mescid-i Nebevî'nin bir kapısı için "Bu kapıyı kadınlara bıraksak" dediği için Abdullah İbnu Ömer (ra) o kapıdan ölünceye kadar geçmemiştir.
Kadınların mescide devam edip etmemeleri mevzu-bahis edildiği bir fırsatta Abdullah İbnu Ömer:
"Erkek, ehlinin mescitlere gitmesine mâni olmasın" hadisini hatırlatır. Abdullah İbnu Ömer’in (ra) Bilal (veya Vâkid) adındaki bir oğlu:"Biz kadınların oralara gitmesine mâni oluruz" der. Bunun üzerine Abdullah (ra): "Ben sana Resûlullah’dan (asm) rivayette bulunuyorum, sen hâlâ böyle söylersin! Bir daha benimle konuşma" der.
Nitekim Abdullah İbnu Muğaffel (ra) otururken, yanına elinde sapan olan bir yeğeni gelerek kuşlara taş atmaya başlar. Abdullah (ra) sapan atmakla ilgili Resûlullah’ın (asm) bir hadisini hatırlatarak yeğenini bu işten meneder. Ancak yeğeni, bu işe devam eder. Abdullah (ra): "Ben sana, Resûlullah’ın (asm) bunu yasakladığını söylüyorum, sen hâlâ sapan atıyorsun öyle mi! Bir daha benimle konuşma!" der.
Hadis karşısındaki bu hassasiyet sadece birkaç sahabeye has değildir. Hepsinin müşterek vasfıdır. Çünkü Resûlullah’dan (asm) şu dersi almışlardı:
"Hevâsı (arzu ve istekleri), benim getirdiğime tabi olmadıkça sizden hiç kimse inanmış sayılmaz. Kaynak: https://www.sorusorcevapbul.com - Sahabenin Sünnet Karşısındaki Titizliği"

Kaynak: Hadis Tarihi – Talat Koçyiğit

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın
HACI "5.4.2012 11:28" tarihinde demiş ki:
Rabbim bu siteyi hazırlayan tüm abilerdem ebeden-daimen razı olsun. Rabbim yazılam her hafr ededince binler sevap nasip etsin
hakanozturk "10.4.2012 12:46" tarihinde demiş ki:
Rabbim cümlemize Peygamberimizin(asm) Sünneti uygun bir hayat yaşamayı nasip etsin. Allah bu siteyi hazırlayanlardan razı olsun ve bu sitede okunan her harf adedince Peygamberimize(asm)salat ve selam eylesinsin.

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com