" Kur'an-ı Kerim " Henüz yorum yapılmamış.

 

 Kurân’ın Hükümleri Değişmez

Kurân’ın hükümleri, asırlar geçse de her zaman tazeliğini muhafaza eder.

Kur’ân, alemleri yaratan ve idare eden Allah’ın (cc) kelamı olduğu için şu alemin küçük bir misali olan insanın hayatını da tanzim eder. Kurân’ın fıtrata uygun bu hükümleri de mucizedir. Hiçbir şey, hiçbir gelişme o hükümleri değiştiremez ve hükümden düşüremez.
“Ne mümkün zulm ile, bidat ile, imha-yı hakikat; Çalış kalbi kaldır, muktedirsen âdemiyetten!”
Kurân-ı Hakim’in hükümleri (emir ve yasakları), insanda ve alemde tecelli eden ve “adetullah” tabir edilen fıtri kanunlara muvafıktır. Çünkü kâinatta tecelli eden kanunlar da, Kurân’ın hükümleri de Âlemlerin Rabbine aittir. Bunun için asırlar da geçse, zaman da başkalaşsa Kurân’ın hükümleri baki kalır, daima tazeliğini muhafaza eder, asla değişmez.
Kâinatı, iradesinin kanunlarıyla idare eden Allah (cc), insanın da dünya hayatını ve ihtiyari fiillerini, kelâm sıfatının tecellisi olan Kur’ân ile tanzim ve idare eder. Kurân’a itaat etmek demek, kâinatın idare edildiği ilahi kanunlara muvafık ölçülerle yaşamak demektir.
İşte Kurân’ın hükümleri ve kanunları ezel-ebed sultanı, mülkün hakiki sahibi ve idarecisi, zamanın ve mekanın yaratıcısı ve alemlerin Rabbi olan Allah’a (cc) aittir. Bunun için ne asırların değişmesi, ne de zamanın başkalaşması, o hüküm ve kanunları hükümden düşüremez ve zaman aşımına uğratamaz. Mevzu ile alakalı "dört misal" verecek olursak:

1. Kurân’ın tesettür emri

Tesettür; kadının fıtratına uygun bir hüküm olmakla beraber, kadın için “rahmetin ta kendisi”dir. Batı medeniyetinin tesettürü reddetmesi ve açık-saçıklığa revaç vermesi ise, “kadının yaratılışına ve fıtratına muhalif” olmakla beraber, “kadın esareti ve zulmü”nün ta kendisidir. Çünkü Cenâb-ı Hakk kadını erkeğe nisbeten daha aciz ve zayıf yarattığı için, kadın hem kendisini hem de canından çok sevdiği yavrusunu himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaçtır. Hem diğer erkekler nazarında, sadece zahiri güzelliğinden dolayı şehvetlere birer alet ve adi bir nesne olmaktan son derece uzak olan “şefkat kahramanı” kadınlar taifesi, ancak Kurân’ın “tesettür emri” ile huzur bulabilir. Zilletten ve manevi esaretten ve perişanlıktan kurtulabilir. İffet ve haysiyetini kazanabilir. Demek ki kadın, kadın olduğu, erkek de erkek olduğu müddetçe ve aralarında da bu fıtri meyil bulunduğu sürece Kurân’ın "tesettür emri" daima geçerlidir. Çünkü Kurân’ın hükümleri ile fıtrat kanunları arasında bir tenakuz, bir zıtlık yoktur.

2. Kurân’ın zekat emri

İnsanlık tarihinde bütün ihtilaller ve inkılaplar, “Benim karnım tok olsun da, başkası açlıktan ölse bana ne!” cümlesinden kaynaklanmıştır. Toplumu oluşturan fakir ile zengin arasında, fakirden zengine olan saygı ve hürmet ve zenginden fakire olan “merhamet köprüsü” yıkıldığı içindir ki; bu iki sınıf arasına husumet ve adavet girmiştir. Acaba bu yıkılan “merhamet ve itaat köprüsünü” yeniden teşkil edecek zekat ve sadakadan başka ne olabilir? Bunun içindir ki, ne kadar zaman değişse asır başkalaşsa da toplumda fakir ile zengin daima var olacak ve eğer aradaki köprü olan ‘zekat müessesesi’ işletilmezse, bu iki sınıf arasında daima husumet olacaktır.

3. Kurân’ın ibadet emri

İnsan, sadece maddeden ibaret olsa idi veya hayvan gibi çok sınırlı kabiliyetlere sahip olsa idi, belki yiyip içmesi, uyuması, üremesi, nefsani arzularını tatmin etmesi onun aslî vazifesi olabilirdi. Fakat mademki insanı insan yapan, onun manevi cephesidir, ruhudur, kalbidir, aklıdır. Öyle ise beden gıda istediği gibi, kalp de, ruh da bir gıda ister. İşte bu gıda, iman ve ibadetlerdir. Ruh, ibadetin manevi ikliminde teneffüs etmek ve huzur bulmak ister. Kalp, yaradanına müteveccih olarak tatmin olmak ister. Bozulmamış her vicdan, kendisine hudutsuz nimetleriyle ihsanda bulunana karşı, şükür ve hamd vazifesini ifa etmek ister. İnsan olan insan, fıtratındaki hadsiz acizliği, nihayetsiz fakirliği, gayet zayıflığı idrak edip, ibadet sayesinde bir Kadir-i Rahim’e müteveccih olarak, bu acizlik, fakirlik, zayıflık şefaatiyle rahmet ve kudret-i ilahiye’yi bularak aslî vazifesini yerine getirmek arzu eder. Demek; Kurân’ın "ibadet emri" insanın fıtratına tam uygun olmakla beraber asli vazifesidir. İnsan, hangi asırda yaşarsa yaşasın, isterse kainatın öteki ucuna gitsin, fıtratı böyle olduktan sonra Kurân’ın ibadet emrine itaat etmek zorundadır.

4. Kurân’ın “günahlardan sakınma” ve “Allah’tan (cc) korkma” emri

Aciz, zayıf, fakir ve kuvvetsiz olan insanın en ehemmiyetli meselesi, gadab-ı ilahi’den ve ebedi cehennem azabından kurtulmaktır. Bu mesele, onun kainat kadar büyük bir meselesidir. Fakat nefis, şeytan ve bu ikisinin tercümanlığını yapan insan suretindeki şeytanlar, insanları günaha, bid’aya, harama, sefahate davet ederek her türlü lezzeti, hürriyet perdesi altında sınırsızca yaşatmaya çalışıyorlar. Arkasındaki “ecel; aslan”, önünde “ayrılık ve bitiş; darağacı”, sağında ve solunda ‘acizlik ve fakirlik’ yarası olduğu halde ruhlar âleminden yola çıkarak, dünyadan geçip, cennet ya da cehennem denen ebed memleketlerine ihtiyarı haricinde sürülen insan, ölümü öldürüp, kabir kapısını kapatıp, ihtiyarlamayı engelleyen bir çare bulup, sırattan süratle geçirecek bir vasıta elde edip, şu sürgünden kurtulursa, işte o zaman nefsinin her arzusunu tatmin edip, istediği gibi yaşayabilir. Eğer bunları yapamıyorsa bu ‘düşman davetçilerine itaat edip günahlara girmemeli Rabbine isyan etmemeli, Allah’tan (cc) korkmalı!
Demek ki, Kurân’ın takva noktasındaki emirleri fıtrata tamamen uygun ve insanın şu dünyadaki haline en münasip ilahi bir “irşad pusulasıdır. Ne zamanın değişmesi, ne asırların başkalaşması insanı bu hallerden kurtaramaz. Öyle ise insanların ihtiyaçlarına binaen Kur’ân, insana emir ve yasaklarıyla yol gösterecektir. Bu ise ilahi merhametin bir tecellisidir.
Bütün bu ve buna benzer, burada yazamadığımız yüzlerce misaller şu hakikati gösteriyor:
Kur’ân, alemleri yaratan ve idare eden Allah’ın (cc) kelamı olduğu için, şu alemin küçük bir misali olan insanın hayatını da tanzim eder. Kurân’ın fıtrata uygun bu hükümleri mucizedir. Hiçbir şey, hiçbir gelişme o hükümleri değiştiremez ve hükümden düşüremez. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Kurân’ın Hükümleri Değişmez
Yazan: Mustafa EMEK

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com