" Kader " 2 ek soru var. 3 yorum

 

 Levh-i Mahfuz nedir?

Levh-i Mahfuz nedir? Levh-i Mahfuz hakkında geniş bilgi verir misiniz?

Cevap:

"Allah(o yazıdan) dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Ana kitap (olan Levh-i Mahfûz) ise O’nun katındadır." (Rad, 39)
"Şüphesiz ki biz, her şeyi (Levh-i Mahfûz’da yazılmış) bir kadere göre yarattık." (Kamer, 49)
"Çünkü gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfûz’da) bulunmasın!" (Neml, 75)
Kelime anlamı olarak LEVH-İ MAHFUZ; “levh” levha, “mahfuz” ise korunmuş demektir. Allah’ın takdir ettiği, olmuş ve olacak bütün şeylerin üzerinde yazılı bulunduğu kabul edilen kader levhasına denir.

Levh-i Mahfuz, Allah’ın gökleri ve yeri yaratmadan önce yazmış olduğu bir kitaptır


Abdulvahid Bin Süleym’den (ra) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:
Mekke’ye geldim, Atâ b. Ebî Rebah’la karşılaştığım da kendisine:
“Ey Ebû Muhammed (asm)!" Dedim. "Basralılar kader konusunda dengesiz şeyler söylüyorlar ne dersin?” Dedi ki:
“Evladım Kur’ân okuyor musun?”
Ben de "evet" dedim, Zuhruf Sûresi'ni oku dedi; Bende:
“Ha mîm, düşün gerçekleri ortaya koyan bu kitabı, onu düşünüp kavrayabilesiniz diye Arapça olarak indirdik O Kur’ân katımızda bulunan ana kitapta (Levh-i Mahfuz'da) mevcut olup şan, büyüklük ve hikmetlerle doludur” diye Zuhruf Sûresi'nin dört ayetini okudum.
Bunun üzerine Ana kitap (Levh-i Mahfuz) nedir bilir misiniz? Dedi.
“Bilmiyorum” dedim. Dedi ki:
“O Allah’ın (cc) gökleri ve yeri yaratmadan önce yazmış olduğu bir kitaptır ki; içersinde Firavun'un cehennemlik olduğu ve Ebû Leheb’in tüm imkanlarıyla yok olup gideceği de vardır.”
(Tirmizi)

 

Levh-i Mahfuz değişmeyen kader levhasıdır


Allah (o yazıdan) dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Ana kitap (olan Levh-i Mahfûz) ise O’nun katındadır. (Rad, 39)
Levh-i Mahfuz, değişmeyen kader levhasıdır. Burada olacak olan her şeyin son ve kesin şekli yazılıdır. Fakat çok nadir de olsa istisnaları vardır. Nitekim Ayet-i Kerime'de de “Allah (o yazıdan) dilediğini siler…” buyrulmuştur. İmam-ı Rabbani Hazretleri, Mektubat-ı Rabbani adlı eserinde bunu şöyle izah etmiştir:
Kaza yani Allah-ü Teâlâ'nın yaratacağı şeyler, Levh-i Mahfuzda iki kısımdır:
Kaza-i mu'allak, Kaza-i mübrem.
Birincisi, (yani değişebilir olan) şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demektir ki bunların yaratılma şekli değişebilir veya hiç yaratılmaz.
İkincisi, (yani mübrem, mutlak olan) şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir suretle değişmez, muhakkak yaratılır.
Kaf sûresinin yirmi dokuzuncu ayetinde mealen, “Sözümüz değiştirilmez” buyruldu. Bu Ayet-i Kerime, kaza-i mübremi bildirmektedir.
Kaza-i mu'allak için de, Ra'd sûresinde, "Allahü Teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar" mealindeki, yirmi dokuzuncu Ayet-i Kerime vardır.
Hocam, Muhammed Bâkî-billâh buyurdu ki, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, bazı kitaplarında buyurmuş ki:
“Kaza-i mübremi kimse değiştiremez. Fakat ben, istersem, onu da değiştirebilirim.” Bu söze şaşar ve "olacak şey değildir" derdi. Hocamın bu sözü, uzun zamandan beri, zihnimi kurcalamıştı. Nihâyet, Allah-ü Teâlâ, bu fakiri de, bu nimeti (bu meseleyi çözmeyi) ihsan etmekle şereflendirdi.
Bir gün, sevdiklerimden birine, bir bela geleceği, ilham olundu. Bu belanın geri döndürülmesi için, Allah’a çok yalvardım. Bütün varlığım ile O'na sığındım. Korkarak, sızlayarak, çok uğraştım. Bu belanın, Levh-i Mahfûz'da kaza-i mu'allak (değişebilir kaza) olmadığını, bir şarta bağlı olmadığını gösterdiler. Çok üzüldüm, ümidim kırıldı. Abdülkâdir-i Geylânînin sözü hatırıma geldi. İkinci defa olarak, tekrar sığındım, çok yalvardım. Aczimi, zavallılığımı göstererek niyaz ettim. Lutf ve ihsan ederek kaza-i mu'allakın (değişebilir olanının) iki türlü olduğunu bildirdiler:
a- Birisinin şarta bağlı olduğu, Levh-i Mahfûzda gösterilmiş, meleklere bildirilmiştir.
b- İkincisinin şarta bağlı olduğunu, yalnız Allah-ü Teâlâ bilir. (Yani melekler dâhil kimseye şarta bağlı olduğu bildirilmemiştir.) Levh-i Mahfûz'da, kaza-i mübrem gibi görülmektedir ki bu kaza-i mu'allak da, birincisi gibi değiştirilebilir. (Çünkü Allah'tan başka kimse bilmese de şarta bağlıdır.)
Bunu anlayınca, Abdülkâdir-i Geylânînin sözündeki, kaza-i mübrem ifadesinin, bu ikinci kısım kaza-i mu'allak olduğunu ve kaza-i mübrem (mutlak) şeklinde görüldüğünü yoksa “hakîkî kaza-i mübremi değiştiririm” demediğini anladım. Böyle kaza-i mu'allakı, pek az kimseye tanıtmışlardır. Ya, bunu değiştirebilecek kim bulunabilir?
O sevdiğim kimseye, gelmekte olan belanın, bu son kısım kazadan olduğunu anladım ve Hak “sübhânehu ve teâlâ”nın bu belâyı geri çevirdiği malum oldu. Allah-ü Teâlâ'ya, bunun için çok şükür olsun”
(Mektubat-ı Rabbani, 217. Mektup)

 

İnsandaki kuvve-i hafıza Levh-i Mahfuz'a bir delildir


İnsanın hayatı boyunca başından geçen hallerle beraber, kısmen çevresinde olan olaylar ve değişiklikler bir çekirdek kadar küçük olan hafızasına yerleştirilir. Elbette bu hıfz ve muhafaza, bir muhasebe içindir. Ta ki mahşer günü hesap vaktinde, yaptıklarını ve olanları hafızasından hatırlasın ve mutmain olsun.
İşte insanın hayatı nasıl bu şekilde hafızasında kaydedilip yazılıyorsa, kâinatta olan her türlü hadise de zayi olmayıp, külli hafıza olan levh-i mahfuzda kaydedilmiştir. Her iki muhafaza örneği de Cenab-ı Hakk’ın Hafîz isminin tecellisidir.

 

Kâinatta Levh-i Mahfuz'un varlığına işaret eden numuneler vardır


Kâinata baktığımızda her şeyde bir intizam ve düzenin olduğunu açık bir şekilde görüyoruz. Bu düzen kâinatta belli bir programın olduğunun ispatıdır.
En basit bir hayata sahip olan bitkilerin yetişmelerine baktığımızda; dallar ne kadar uzamaları gerektiğini, yapraklar nerede çıkacaklarını, çiçek ne zaman meyve olup olgunlaşacağını, gövde ne kadar gelişeceğini biliyor gibi hareket ediyorlar. Elbette şuursuz olan bitkilerin bunları düşünerek yapması imkânsızdır. Onların bu halleri apaçık kader kalemiyle çizilen bir programa tabi olduklarını gösterir. İşte bu program onların küçücük olan çekirdeklerine yerleştirilmiştir.
Nasıl ki; su damlaları bir su kaynağını, meyveler bir ağacın varlığını, her hangi bir hayvan yumurtası o hayvanın var olduğunu bizlere gösterir. İşte çekirdeklere yerleştirilmiş bu programlar da Levh-i Mahfuz'u bizlere işaret ediyor. En küçük ve adi bir hayat sahibinin bile o cüzî hayatı böylesine kader kalemiyle yazılmış ve kaydedilmişse, dünyanın halifesi hükmünde olan insan da elbette her şeyden ziyade kaderin kanununa tabidir. İşte bu külli kayıt da Levh-i Mahfuz'dadır.

 

Levh-i Mahfuz'daki kayıt, kalemle yazılan harflerden ibaret değildir


Levh-i Mahfuz'daki kayıt ve yazılım ilk akla geldiği gibi kalemle yazdığımız harflerden veya kelimelerden ibaret değildir. Mesela; kalemle yapılan kaydı, cdye ya da kasete yapılan kayıtla karşılaştıramayız. Yine hafızanın bir şeyleri kaydetmesiyle bu misalleri kıyas bile edemeyiz.
İşte Levh-i Mahfuz'da da her şeyin kayıtlı olduğunu düşünürken, aklımızın bunu idrakten uzak olduğunu unutmamalıyız. Ne kadar hayal sınırlarımızı zorlarsak zorlayalım Levh-i Mahfuz muhakkak ki nâkıs aklımızın düşündüğünden çok farklıdır. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Levh-i Mahfuz nedir?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın
murat "16.6.2011 23:53" tarihinde demiş ki:
Allah yazandan razı olsun
ali "10.10.2011 12:16" tarihinde demiş ki:
enteresan
masiva "30.1.2014 06:19" tarihinde demiş ki:
Allah bu bilgiyi aktarandan razi olsun