" Muhtelif " 1 yorum

 

 Peygamberimizin (asm) şefaatini ve velilerin tasarrufunu istemek şirk midir?

Pegamberimizin (asm) şefaatinin kurtuluşa vesile değil, kurtulmuşların müjdesini vermesi olarak değerlendirenler var. Siz ne dersiniz? Şefaat, Kur'an'a aykırı mı? Tarikat ehlinin şeyhinden himmet ve şefaat istemesinde şirk tehlikesi var mı?

Cevap:

Değerli Kardeşimiz;
Şefaat kurtuluşa vesiledir!
Ahiretteki şefaat, dünyada işlenen bazı günahların ahirette cezalandırılmasından vazgeçilmesi için talepte bulunmak, aracı olmak ve bunun için dua etmektir. Şu halde şefaat, bir müminin günahlarının bağışlanması için Allah'a dua edip yalvarmaktır. Nitekim Hz. Peygamber (asm), "Her Peygamberin bir duası vardır. Ben ise, inşaallah duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için saklamak istiyorum" buyurmuştur (Buhârî, Daavât, I; Tevhid, 31; Müslim, Nşr. M. Fuâd Abdulbaki, İman, 86).
Peygamberler içinde ilk defa şefaat edecek ve şefaati kabul olunacak peygamber, Hz. Muhammed’dir (asm). (Müslim, Fadâil, 2).
Âhirette Hz. Muhammed’in (asm) bu ilk şefaati, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umumi ve büyük şefaattir. Hz. Peygamber’in (asm) birçok hadis kitaplarında zikredilen bu büyük şefaatinin (eş-Şefâ'atü'l'uzmâ) ana hatları şöyledir:
Allah, insanların hepsini düz ve geniş bir sahada hüküm ve hesap için toplayacaktır. Orada insanların meşakkat ve gamı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bu sırada insanların bir kısmı, diğer bir kısmına, "Size erişen şu faciayı görmüyor musunuz? Rabbinize size şefâat edecek birisine gidiniz" derler. Sırasıyla Âdem (as), Nûh (as), İbrahim (as), Mûsâ (as) ve İsâ (as) peygamberlere gelirler. Bu peygamberlerden her biri onları diğerine gönderir. Nihayet Hz. İsâ, onları Hz. Muhammed’e (asm) gönderir. O vakit Hz. Peygamber (asm) Arş'ın altında secdeye kapanır. Allah ona secdesinde yapılacak hamdlerin en güzelini ilham eder. O Allah'a hamdettiği sırada "Başını kaldır, iste verilir. Şefaat eyle şefaatin kabul olunur" cevabını alır. Muhakemeye başlanır. Bundan sonra Hz. Peygamber'in şefaatiyle imanlılardan bir miktar cehennemden çıkarılır. Rasülullah, bir kaç defa daha secdeye kapanarak Allah'a hamd ve dua eder. En nihayet onun şefaatiyle, Allah'ın izin ve takdiri dahilinde mü'minlerden büyük bir çoğunluk cehennemden çıkarılacaktır. İşte Hz. Peygamber’in (asm) haiz olduğu bu şefaat makamı "Makâm-ı Mahmûd"dur. (el-İsrâ', 17/79; Buhârî, Tevhid, 24; Müslim, İman, 84)
Şefaat Kur’an’a aykırı değildir.
“O’nun izni olmadan huzurunda şefaat edecek kimdir!” (Bakara Sûresi, 255)
“O’nun huzurunda kendisine izin verdiğinden başkasının şefaatı fayda vermez.” (Sebe’ Sûresi, 23)
İnsanlara rahmet eden ve onları rızıklandıran şüphesiz Allah’tır. Mesela; ‘Bağ veya bahçemizdeki bir ağaç son iki yılda şu kadar meyve verdi.’ dediğimizde ağacı da meyveyi de Allah’ın yarattığını biliriz. Ağacı rahmetine vesile etmiş, sebep kılmıştır. Fakat mecaz olarak bu ifadeyi kullanırız.
Kulun günahını da ancak Allah affedebilir. Peygamberlerden ya da velilerden şefaat talep etmek onları vesile yapmaktır, yoksa elbette affı verecek olan Allah’tır. Ama bu affı, dilediği seçkin kullarının hatırı için yapmakla onların şerefini bütün mahşer ehline ilân eder. Bu şerefe en fazla mazhar olan zat da, Makam-ı Mahmud’a eriştirilmiş olan Peygamber Efendimiz’dir (asm).
Eğer Rabbimiz bizlere herhangi bir hayrı başkasının eliyle veriyorsa, biz o hayırda yine O’nun rahmetini görüp, şükrümüzü O’na yapmalıyız. Affa mazhar olmak da bir hayırdır. Bu da ancak Allah’tan beklenir.
Kişi, günahlarını ancak Allah’ın affedebileceği şuurunda olmalıdır. O’nun razı olduğu kullardan şefaat istenilmesinde de bir sakınca yoktur.
 İslamiyette birinin başka birisine himmet etmesi mümkündür
“Dünya işlerinde şaşırıp hayrete düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyin.” (Acluni)
Evliyaların yardımın taleb etmek abartılmamak şartıyla şirk değildir. Onları vesile kılmak Allah’ın rahmetinin tecellisidir. Elbette gerçek tasarruf sahibi olan Allah’tır. Tasarrufları istenilen zatlar ancak Allah’ın izni ile yardım edebilirler.
“Mü’min kulum nafile ibadetlerle bana mütemadiyen yaklaşır. Nihayet bana yakın ola ola o dereceye varır ki ben onu severim. Bir kere de onu sevdim mi artık ben o kulumun işittiği kulağı gördüğü gözü olurum. Benim ile işitir, benim ile görür, benim ile duyar.” (Teberani)
Bir zatın tasarrufunun gerçekleşmesi için esas olan Allah’ın izni, rızâsı, emri, irâdesi, inâyeti, rahmeti ve kudretidir.
Hiçbir tasarruf, tevhid inancını zedeleyecek biçimde algılanmamalı, imtihan sırrını ihlâl edecek derecede abartılmamalı ve Cenâb-ı Hakkın emir ve iradesini yok sayıp, kula mal edilmemelidir.
Mevlana Abdülhakim-i Siyalkuti hazretleri buyuruyor ki:
“Dua eden, Allahü Teâlâ’dan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü Teâlâ’nın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. “Ya Rabbi, bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver” demektedir. Yahut evliyadan bir zata, “Ey Allah’ın velisi, bana şefaat et, bana vasıta ol, benim için dua et” demektedir. Dilekleri yerine getiren, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da fanidir, tasarrufu, gücü yoktur. Böyle inanmak, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden de dua istemek, bir şey istemek, yasak edilmedi. Bir cahil, dileğini Allah’ın kudretinden beklemeyip (Veli yaratır) der, bu düşünce ile ondan isterse, bu elbette yanlıştır. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine dil uzatmak çok yanlıştır.” (Zâd-üllebib)
Velilerin bütün tasarrufu ilahi kadere bağlı olarak gerçekleşir. Eğer şahıslarına aitmiş gibi itikad edilirse o vakit şirke düşme tehlikesi büyüktür.
Evliyaların öldükten sonra tasarrufları devam eder
“Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, onlar, Rableri indindediridir, rızıklanır.” (Al-i İmran 169)
“Müminlerin ruhları 7. kat göktedir. Orada Cennetteki makamlarını seyrederler.” (Deylemi)
“Her Peygamber, kabrinde diri olup namaz kılar.” (Beyhaki)
“Ölüler yaptığınız iyi işlerinize sevinir, kötü işlerinize üzülürler.” (İbni Ebiddünya)
İnsan ölürken ruhunun ölmediğini âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Ruhun şuur sahibi olduğu ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Velilerin ruhları diri iken olduğu gibi öldükten sonra da yüksek mertebede olur. Allahü teâlâya manevi olarak yakındır. Evliyada dünyada da öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan ruhlardır. Ruh ise insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yapan yaratan Allahü teâlâdır. Her şey Onun kudreti ile olmaktadır. Her insan Allahü teâlânın kudreti karşısında diri iken de ölü iken de hiçtir. Bunun için Allahü teâlânın dostlarından biri vasıtası ile bir kuluna ihsanda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Diri olanlar vasıtası ile çok şey yaratıp verdiğini herkes her zaman görmektedir. İnsan diri iken de ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta sebep olmaktadır. (Mişkat)
“Dünya işlerinde şaşırıp hayrete düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyin.” (Acluni)
Ebu Abdullah el-Kureşi hazretleri: “Vefatlarından sonra kabirde kerametleri ve tasarrufları devam eden Evliyadan dördünü gördüm. Bunlar Maruf-i Kerhi Abdülkadir-i Geylani Ukayl-i Münbeci ve Hayat bin Kays el-Harrani hazretleridir” demiştir.
“Veli, dünyada iken kınındaki kılıç gibidir. Ölünce kınından çıkan kılıç gibi olup, tasarrufu tesiri kuvvetlenir.” (İbn-i Kemal el-Vezir)
Hanefi İmamlarından Ahmed b. Muhammed el-Hamevi: “Evliyaullah, ruhaniyetlerinin cismaniyetlerine galip olması sebebiyle birçok suretlerde görünebilirler. Onların tasarruf ve kerametleri, hayatlarında olduğu gibi mematlarından sonra da devam eder.” (Nefahatü’l-Kurb)
Bu Hadis-i Şeriften ve âlimlerin sözlerinden de anlaşıldığı üzere vefat etmiş olan mübarek zatların insanlar üzerinde tasarrufları söz konusudur.
Ölümle ruhlar âlemine geçmiş insanlar bizimle alâkadardır. Bizim dualarımız ve manevi hediyelerimiz onlara gittiği gibi onların da tasarrufları bizlerledir.
Bedîüzzaman Hazretleri küçüklüğünden beri Abdülkadir Geylânî’nin (ks) ilgi ve yardımına mazhar olmuş ve Peygamber Efendimizin (asm) kudsî tasarrufu altında hizmet ettirilmiştir.
Mevlânâ Hâlid Bağdâdî de Bağdad dâiresinde Şâh-ı Nakşibend ve İmam-ı Rabbânî’den sonra Şâh-ı Geylânî’nin tasarrufu altında irşad hizmetlerinde bulunmuştur.
Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin, Abdülhalik Guncdüvani Hazretleri ile aralarında beş vasıta olmasına rağmen onun ruhaniyyatınden feyz almıştır.
“Allah’ım yalnız senden yardım dileriz” mealindeki ayet tevessüle aykırı değil, ona işaret eden bir delildir
Kulluk anlamında ibadeti Ku’an-ı Kerim’de iki manada varid oluyor.
Birincisi; kişinin bir başkası için dinin emirlerinden olan sücud, rükû, kıyam, tavaf, Kabe’ye yüz sürme, adak, kurban gibi rükünleri, tapma ve kurban adetini kasdederek yerine getirmesidir. Bu kişinin taptığı şeyi kendi başına buyruk en yüce ilah kabul etmesine, bütün bu yaptığı şeyleri, taptığının en yüksek bir ilahın ortağı bulunduğuna bu alemi idarede bu en yüce ilaha inanması keyfiyetidir.
İkincisi; kişinin bir kimseyi bu alemde sebepler nizamı üzerinde galib zannederek isteği hakkında ona dua etmesi, zarar ve felaketler karşısında ondan medet umması, korkuların gelişinde, malların ve canların yok oluşunda ona sığınmasıdır.
Bu iki tavır da kulluk manasına dahildir.
Bu ayet-i kerime mabudlardan maksadın salihler, peygamberler ve veliler olduğu açıkça anlatıyor. Onlara ibadetten maksat ise; kulluk hassaları bakımından yüksek olduklarına inanmak ilahlık sıfatı ile muttasıf bulunduklarını kabul etmek, kötülüğü keşf, gaybı ortaya çıkarmak, yardım gibi şeylere güçlerinin yeteceğini zannetmektir. (İbn-i Kesir)
Evliyalardan onların Allah’ın verdiği güç ile yardımlarının geleceğini bildikten sonra himmetlerini dilemekte bir sakınca yoktur. Fakat yardımlarını kendi irade ve güçleriyle yaptıklarını zannetmek kişiyi şirke kadar götürebilir. Kaynak: http://www.sorusorcevapbul.com - Peygamberimizin (asm) şefaatini ve velilerin tasarrufunu istemek şirk midir?

Bize Soru Sorun
Yorum Yapın
sevde "3.2.2012 12:34" tarihinde demiş ki:
allah razı olsun çok güzel aydınlatmışsınız aynı soruyu din kültürü öğretmenimle tartıştık ve kendisi şefaatin omadığını söyledi tam ve kesin cevap veremediğim için çok üzüldüm ama kendisi bu konuyu araştırmamı daha doğrusu bu konudaki ayetlere bakmamı söyledi hadislerin onun için çok geçerliliği yok imiş bunları sınıfta tek tek açıklayacağım inşallah çooook çok sağolun.hizmetinizin devamını dilerim...

1430 - 1438 © www.SoruSorCevapBul.com